23 Temmuz 2019 Salı

Kral Para

Paranın tarihi bize gösteriyor ki, kim askeri-ekonomik anlamda güçlüyse onun parası değerli ve tercih edilir, rezerv para oluyor.

Aşağıdaki tablo da bu durumu gösteriyor.



20. yüzyılın en büyük ekonomik-askeri gücü ABD. Dolar da dünyanın her yerinde geçerli para birimi. 
Aşağıdaki tabloda küresel boyutta para birimlerinin rezerv olma yüzdesini var. ABD doları yüzde 61’lik paya, en yüksek paya sahip. Tablo 2019 yılının 1. Çeyreğindeki son durumu gösteriyor.
ABD doları, dünyanın önde gelen rezerv para birimi olarak, tercih edilen para.  ABD dolarının yaklaşık yüzde 65'i şu anda Amerika Birleşik Devletleri dışında kullanılıyor, ticaret finansmanının yüzde 80'i dolar olarak yapılıyor.
Yani tartışmalı olsa da hala ABD doları kullanıyor. Arada doların tahtı sallanıyor haberleri okuyoruz ancak o tahttan doları inmesi o kadar kolay değil, taht savaşı olsa da kral o tahtı bırakmaya hazır değil, istekli hiç değil.
Rezervlerin çeşitlendirilmesi gibi bir amaçla ülkelerin doların dalgalanmasından etkilenmelerini en aza indirmek için ADB doları dışında para birimlerini elde tutma oranlarını artırdıklarını, altın aldıklarını ve yer yer dış ticarette yerel para birimi kullanma tercihini dillendirdiklerini okuyoruz.
Tam da burada araya kripto para dünyasının isimleri giriyor. Değer saklama aracı olarak kullanılabilen kripto paralar neden rezerv para olmasın neden dolara rakip olmasın? Bunun mümkün olduğunu düşünenler var. Ama bence oraya daha çok yol var.
Rezerv para (dolar veya euro vb..) olmada esas konu “güven”. Bir noktada küresel boyutta ortak para biriminden bahsederken dijital paraların devletler tarafından rezerv para olarak kullanılması çok uzak mıdır, dünya bu alternatife ne kadar hazır bunu tartışmalıyız. Çünkü dünyanın bir “dolar sorunu” var. 
Eğer “güç” ün tanımı değişiyorsa paranın tanımı da “kral para”nın adı da değişebilir. Tarih boyunca değişmiş, yine değişir.  Elbette bir ihtiyacın karşılığı olarak doğan dijital para, ihtiyaç ve avantajları istikametinde ilerleyecek ama riskleri de devam edecek. Kafalardaki soru işaretleri ne kadar ortadan kalkar, hangi hızla” güven” artarsa alternatif rezerv olma ihtimali de o derece artabilecek belki.


26 Haziran 2019 Çarşamba

ASIL HİKAYE ŞU

Bir şeyler oluyor...
Altın 30 Mayıs’ta 1275 dolardan 25 Haziran’da 1438 dolara kadar yükseldi. Kabaca 1 ayda yüzde 12’lik yükseliş.
ABD 10 yıllık tahvil faizi 3 Mayıs’ta yüzde 2,51 seviyesinden 1,98 seviyesine kadar düştü. ABD borsaları zirveleri zorladı.
İşte bütün bunlar Fed ve diğer gelişmiş ülke merkez bankalarının Fed’i izleyen tavırlarından. Fed faiz indirimine yakın düşüncesi piyasaları hareketlendiriyor, dolar değer kaybediyor. Dolar endeksi, doların 6 gelişmiş ülke para birimlerine karşı değerini ölçen endeks, 23 Mayıs’ta 98,3 seviyesinden 25 Haziran’da 95,8 seviyesine kadar geriledi.
Dolardan kaçan Bitcoin’e de gidiyor
Başlıklar belli; Fed faiz indirecek, İran gerginliği ve G20 zirvesinden çıkması beklenen sonuç dolar sattırıyor, dolardan kaçan Japon Yeni’ne İsviçre Frangı’na Bitcoin’e ve ons altına gidiyor. Jeopolitik risk ve ekonomik kaygılar parayı doların alternatifi varlıklara yönlendiriyor.
Jeopolitik risk konusundan başlayalım. Bugün biraz tansiyon yükselmiş olsa bile jeopolitik başlıkların dün de var olduğunu, yarın da var olacağını biliyoruz. Dünden bugüne nasıl bir risk artışı oldu ki altın veya bitcoin veya Japon Yen’i için yükselişe destek olsun? Hafife almıyorum ama, gerçekten etkisi ne kadardır acaba diyorum.
G20 zirvesinden ticaret savaşının sona ereceğine dair güçlü bir sinyal alınmaması ihtimali… Gerçekten bu savaşın mutlak anlamda sona ereceğini düşünüyorsanız, birkaç kez daha düşünün derim. O savaş bitmez, en iyi ihtimalle daha üst boyuta taşınmaz. Ama en iyi ihtimalle. Dünya Ticaret Örgütü açıkladı. Korumacı tedbirler 2010 yılından bu yana artarak G10 ülkeleri tarafından sürdürülüyor. G20 ülkelerinin Ekim 2018-Mayıs 2019 arasında getirdiği yeni ticaret kısıtlamalarının parasal değeri 336 milyar dolar. Manşette ABD-Çin savaşı gibi görünebilir ama altta gelişmiş ülkeler her beraber bu savaşın içinde. O yüzden bu savaş bitmez.
Hikayenin aslı şu
Trump güçlü dolar istemiyor. Fed’i doları aşırı değerlendiren politikaları (faiz artırımı) yüzünden sert eleştiriyor. Ve bombayı Bank Of America patlatıyor “ Trump devalüasyona hazırlanıyor”. Bankaya göre Trump Hazine’ye talimat verecek New York Fed dolar satıp başka para birimlerini alacak. Dolar şu anda olması gerektiğinden yüzde 13 oranında daha değerli, böylece dolar değer kaybedecek.
Güçlü yerel para, ihracatta rekabet avantajını olumsuz etkiler. Trump dolar aşırı değerli diyorsa amaç ABD ürün ve hizmetlerinin, doların ucuzlamasıyla birlikte, dışarıdan daha fazla talep görmesi beklentisi olmalı. Böylece değersiz dolar ABD ihracatını artırırken içeride üretim artıp cari açık azalacak. 
Eğer doların değerini düşürecek, faiz indirimi haricinde bir hamle gelirse ne olacak? Ekonomi neticede tercihlere dayalı. Bir şey tercih eder, dışarıda tuttuğunuz seçeneğin maliyetine katlanırsınız. Doların değerini hızlı bir şekilde düşürüp düşük tutacak adımlar atılırsa bu durum ABD’yi finanse eden,borç veren yatırımcıları kaçırabilecek, doların rezerv para olma hali sorgulanacak. Doğru ya, paranın değerine dair sert hamleler gelecekse yatırımcı neden dolarda dursun?
Şimdi biraz daha net anlaşılabiliyor mu, neden merkez bankaları rezervlerinde altının payını artırmaya, doların payını azaltıp çeşitlendirme çabasına giriyorlar, neden ülkeler ticaretlerinde yerel para birimini kullanma oranını artırmaya çalışıyor ya da neden kripto paralarda son dönemde olmadığı kadar seri yükselişler var?

CEZALANDIRMAK MI?

2008 krizinden sonra piyasalar yükselirken ana sebep merkez bankalarının izlediği politikalar olmuşken merkez bankalarından müdahale olmadan piyasaların yükselişe devam etmesi, yeni zirvelere ulaşması ne kadar mümkün? 
Piyasalar ne zaman düşmeye başlasa devreye merkez bankaları girdi. 2018 yılı başında küresel piyasalar zirve yaparken küresel merkez bankalarının da bilançoları zirve seviyeye ulaşmıştı. Fed+Avrupa Merkez Bankası+ Japon Merkez Bankası= 15 trilyon dolar para basımı…
Fed faiz artırmaya başlarken piyasaları alt üst etmemek için ihtiyatlı ve titiz davrandı. Bu hassasiyeti memnuniyetle karşılayan piyasalar canlı kalmaya devam etti. Sonra araya ticaret savaşı, küresel büyüme endişeleri, durgunluk senaryoları girdi. 2018’in sonuna doğru borsalar çakıldı ve Fed geldi. Önce faiz artırımı sonra erdi, şimdi faiz indirimine hazırlanan bir dünyadan bahsediyoruz.
Fed’in indirebileceği bir faizi var, 9 faiz artırımından sonra sıfırda yüzde 2,5’a yükselmiş faiz sebebi her neyse gerekiyorsa düşürülebilir. Ama ya düşürecek kadar yüksek faizi olmayanlar? Mesela Avrupa Merkez Bankası hangi faizi düşürecek? 
Faizi olmayan negatif faize geçecek. Avrupa Merkez Bankası yetkililerinden negatif faiz güzellemesi ama aylar öncesinden IMF’in negatif faiz candır açıklaması bu yazının asıl konusu.
Şöyle düşünün
100 liranız var. Bankaya bu birikiminizi yatırıyorsunuz, dönem sonunda banka size 98 lira geri veriyor. Bu işte bir anormallik var, sağlıklı ekonomilerde böyle bir şey olmaz. Ama şimdi negatif faiz konuşuluyorsa sağlıklı olmaktan çok uzak ekonomik yapılardan bahsediyoruz demektir.
Şubat 2019 tarihli bir haber  “Uluslararası Para Fonu ekonomistleri nakit parayı yasaklayıp, merkez bankalarına sınırsız negatif faiz uygulama alanı açarak, bankada mevduat tutup tasarruf yapmak isteyenleri cezalandırmayı tartışıyor”
IMF ekonomistlerine göre gelecekte yeni ekonomik çöküşler olması kaçınılmaz. Rapora göre sert ekonomik daralmalar faizlerde yüzde 3 ila 6 oranında indirime gitmeyi gerektiriyor. Ancak, yeni bir kriz olursa şu an çok az ülke para politikasını çalıştırmak için bu (yüzde 6’lara kadar yükselmiş faiz) oranına sahip. Bu durumda birçok merkez bankasının faizleri negatife çekmek zorunda kalacak.
Negatif faiz döneminde ne oluyor?
- Negatif faiz ile bankadan para tutan tasarruf sahibi parasının eridiğini görüyor.
- Parasının eridiğini gören, parasını bankadan çekerek harcama yönelir ve yatırıma yönelir.
- Fakat faizler negatif olduğunda bile ekonomik aktörler paralarını bankadan çekip sistem dışında tutarak sıfır faizle de olsa tasarruf etmeye devam edebilir.
İşte burada çok acayip bir çözüm önerisi geliyor IMF’den: nakitin yasaklanması
Bu çözüm yoluna göre nakit  para yasak olacak ve tüm işlemler bankacılık sistemi üzerinden elektronik ortamda gerçekleştirilecek. Böylece merkez bankaları istedikleri kadar negatif faiz uygulayarak tasarruf etmek isteyenleri cezalandırabilecek.
Cezalandırmak !!!
Çünkü tek eksiğimizi tasarruf sahibinin cezalandırılmasıydı.
Siz adam akıllı bir çözüm bulmak yerine faturayı kime kesmeye kalkıyorsunuz demezler mi? Kapitalist sisteminin yaşattığı krizlerin sebebi artık tasarruf sahipleri, harcamayanlar, tüketmeyenler mi olacak?
Şimdi biraz daha anlaşılabilir oluyor mu, neden insanlar altın alıyor, neden kripto para dünyası hareketli?
19 Haziran’da Fed Başkanı Powell dijital paralar, kripto paralar konusunda endişeli değilim, kripto paraların merkez bankası paralarının yerini almalarından çok uzaktayız dedi.
Ama bu uzaklığı yakına çeken hamleler de merkez bankalarından gelecek gibi.

11 Haziran 2019 Salı

LET THE PARTY BEGIN !!!


2018 Ekim ayında piyasalarda sorular birikmeye başlamış, Kasım ayında borsalarda düşüş başlamış ve Aralık ayında felaket senaryoları dünyayı sarmıştı. Dünya (piyasalar) yıkılıyordu, merkez bankaları neredeydi? Çok uzakta değil, hemen yakınlardaydı.

Fed’den bahsediyoruz. 2018’in sonunda piyasaları ipten alan Fed 2019’un ilk 4 ayında S&P500 endeksinde %25’lik şahane yükselişin ana sebebi oldu. Bu arada ABD’de 2019’un ilk çeyrek büyümesi geldi, %3,2 hiç de fena değildi, ticaret savaşlı-küresel büyüme endişeleri-belirsizlikler vs. vs. ortamında.

Borsalar yükselirken, piyasalarda 3 ayda beklentilerin (ne beklendiyse artık) ötesinde kazançlar yakalanmışken Fed’in sahneden inmesine izin verilmedi. Bir taraftan verilere bağlı kalınarak para politikası kararı verileceği, ABD ekonomisinde işler yolunda ama belirsizlikler hala mevcut, enflasyon beklentilerin altında ama bu durum geçici olabilir, faiz indirebiliriz de faizi artırabiliriz de, duruma göre, bakacağız, şeklinde Fed haberleri ile günler geçti. Sonra anlaşıldı ki bu ticaret savaşı meselesi çözülmesi kolay bir konu değil, Trump savaşı yayacak, ya istediğini alacak ya da sırayla ABD’nin dış ticaretinde açık verdiği 102 ülke sırayla masaya çağırılacak. Tabii bunun ABD ekonomisine de dünya ekonomisine de bir etkisi olacak. Kimine göre ABD 600 milyar dolarlık maliyete katlanacak, kimine göre ABD ve dünya büyümesi 0,5 puan aşağı çekilecek, ticaret savaşları yüzünden.

Dünyanın sorunu bitmez. Ama piyasaların yükselişte yakıtı er veya geç biter. ABD borsalarında da rekorlar tazelendikten sonra yükselişin nefesi tükenmeye başladı. O yüzden Fed’in sahneden inmesi mümkün değil zaten. Borsalar hep yükselmek zorunda mı, 10 yıldır yükseliyor diye yükselmeye devam mecburiyeti mi var? Mesele şu, finansal piyasalarda bozulma dönüp dolaşıp ekonominin dengelerini bozuyor. ABD borsalarının %10 düşmesi ABD büyümesini %1 kadar aşağı çekebiliyor. ABD borsalarının yükselmesini kendi başarısı olarak gören bir başkan, finansal piyasalarda kırılmaya tahammülü olmayan bir sistemle bir araya gelince, gerekirse piyasa dediğimiz olgu-kavram-mekanizma pamuklara sarılıyor.

Bugünlerde bir kez daha Fed faiz indirimi konusuyla gündemde. Bunu gündemde tutan piyasa aktörleri, ama gündemden düşmesine izin vermeyen Fed duruşu mevcut. Haziran ayının ilk haftasında Fed Başkanı Powell faiz indirimi mesajı verdi. Piyasa zaten faiz indirimi bekliyor. Eylül gibi başlayıp Mart 2020’ye kadar 3 faiz indirimi olur diyenler var.

Fed’in faiz indirmesi ne anlama gelir?

Faiz indirimi riskli varlıklar veya değeri dolarla ölçülen varlıklar ( bknz. Ons altın 30 Mayıs 1274 USD, 7 Haziran 1348 USD) için yükseliş sebebi olabilir. Sonuçta faiz indirimi doların değerini aşağı çekebilecek bir unsur. Piyasalar için yeni parti malzemesi olur faiz indirimi.
Peki gerçekten ABD’de bugünden güçlü faiz indirim mesajları verilmesini gerektiren kötü ekonomik koşullardan mı bahsediyoruz?

ABD’de işsizlik 49 yılın en düşüğünde, büyüme 2. Çeyrekte düşecek olsa bile ABD’nin 2019’u %2 civarında büyümeyle kapatması mümkün, enflasyon canlı değil ama ticaret savaşı-tarife değişiklikleri enflasyonu yükseltmeyecek mi (kitaplarda yanlış mı yazıyor?)

Fed 9 kez faiz artırımı yapıp 0’dan 2,5’a 3 yılda geldi. Faizi yükseltirken ekonomik verilerden ne kadar destek alınmışsa faizi indirirken de aynı mantık çalışacak, belli. İşin bu tarafını başkaları düşünsün.


21 Nisan 2019 Pazar

Kripto para bir reddediştir


Kripto para özünde bir itiraz, reddediş hatta isyan olabilir mi? Blockchain teknolojisi dünyayı bambaşka bir yere götürebilecek ama içindeki kripto para dünyası, var oluşu başka bir anlam da barındırabilir mi? Neden bitcoin var veya neden bitcoin veya benzerleri gelecekte de var olacak?

Bir tanımla başlamalıyız. Baby boom.

Baby boom özellikle ABD’de 2. Dünya savaşı sonrası-1960 yılı başlarına kadar devam eden, yıllık doğum hızında büyük artış yaşanan bir dönemi anlatıyor . ABD’de 1955 yılında nüfus artış hızı rekor kırmış, bu dönemde 78 milyon kişi doğmuş. Bu kalabalık kuşak ABD’de  toplumu, kültürü, ekonomiyi yeniden şekillendirmiş. Baby boom kuşağı 2015 yılında ABD nüfusunun %35’ini oluşturmuş. Yani bu kuşak hala ülkenin siyasetinde, ekonomisinde ciddi bir ağırlığa sahip, kararları onlar alıyor (şimdilik). Fakat eski kuşağın aldığı kararlar gelecek kuşakların kaderini belirliyor. Bu bağlamda biz konunun ekonomik boyutuna, paranın merkezine, merkez bankacılığına bakalım.

Genç nesil, bireysel/kamusal borçlar, çevre kirliliği ve eşitsizlikten kaynaklanan bir dünyayı devraldığına inanıyor. Bu durumun suçlusu olarak da baby boomer jenerasyonunu görüyorlar. Çünkü o kuşak bugün merkez bankalarını yönetiyor ve başta Fed, merkez bankaları manipülasyon yapıyorlar ve toplumu yanlış yönlendiriyorlar.

Bu duruma basit bir örnek; son yaşanan küresel kriz… 2008 krizinden doğru dersleri çıkarılsaydı ve devasa boyutta ödenemeyecek borçların, aşırı hırsın ve kötü işletilen büyük bankaların batmalarına izin verseydik, gelecekteki hesaplaşmaların çoğundan kaçınabilirdik diyenler var. Dünya bir süre için ciddi boyutta sarsılabilirdi belki  ama sonra çok daha sürdürülebilir bir temelden yoluna devam edebilirdi. Para, kağıt paraya olan güven, küresel finans sisteminin güvenirliği bu derece sorgulanmazdı. Ne oldu da bugün sorgulanıyor?

Son krizde merkez bankaları sisteme daha önce hiç olmadığı kadar para sokarak sorunları çözebileceklerine inandılar. ABD+Avrupa+Japonya+İngiltere. Bu dört ülkenin merkez bankaları küresel sisteme 15 trilyon dolar taze para soktular. Bu devasa boyuttaki bol ve ucuz para işe yaradı. Ekonomik büyüme bir dönem için de olsa yakalandı, hisse senetlerinin, gayrimenkullerin ve diğer varlıkların fiyatları da yükseldi. Büyük acılar içindeki hastaya komada güçlü ağrı kesiciler verildi, hasta komada gözlerini açtı ama artık o uyuşturucuya bağımlı, onsuz yapamıyor. Bugün tekrar büyümenin yavaşlamasından, paraların değer kaybından, borsaların düşme tehlikesinden bahsediyoruz.

2018 yılının sonlarında piyasalar sarsılmaya borsalar düşmeye başladığında Fed tekrar sahneye çıktı. Geçmişte işe yaramış olan! strateji bugün de tekrarlanmak isteniyor. Parayı sıkma, bollaştır, pahalı hale getirme, ucuzlat.

Fakat bu bol para, bedava paradan toplum eşit oranda yararlanmış gibi görünmüyor. 2008 krizinden sonra orta sınıfın ortadan kalkma hızı yükseldi, borçlar daha da yükseldi. Aşırı finansallaşan sistemde aşırı teşvik çabalarının faydaları, finansal varlıklara sahip olan ve kontrol edenlere kaldı. Ne kadar çok para basarlarsa o kadar çok popülist politikacının ortaya çıkmasına sebep oldular. Çünkü para basmak demek, toplumun alt/fakir tabakasından  üst/zengin tabakasına doğru servetin yeniden dağıtılması anlamına gelir. İngiltere’de genç seçmenler İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasına (Brexit) karşı, ABD’de Trump’ın genç nesil tarafından çok da sevimli görülmediği ortada. Ama Trump da Brexit de aslında son krizin siyasi sonuçları.

Fed ve benzeri merkez bankaları tarihin en büyük para basımını yaparken topluma verdikleri mesajda ekonominin sağlamlığına vurgu yaptılar. Bugün tekrar hastaya uyuşturucu verme konusunda eskiye dönüş sinyalleri varsa, hasta daha iyi olduğundan mı?

Netice eğer merkez bankaları bugünün sorunlarını (ama bugün keşfedilen değil, dünden devralınan ve giderek büyütülen sorunlarını) çözmek için dünün olağanüstü para basma çözümüyle aşacağını düşünüyorsa bu ABD ve Fed özelinde dolar için de bir sorundur. Küresel rezervin %60’ı dolar bazında olduğu için o sorun sadece Fed’in ve ABD’nin değil herkesin sorunudur.

Bu durumda doların değeri, ileriye doğru ötelenen ve biriktirilen sorunların gölgesinde kalacaksa  alternatif aranması gayet doğal ve gerekli. Arkasında bir dayanak olmayan kağıt paraya karşı altın ve kripto para dünyasının heyecanı da anlaşılabilir. Çünkü paranın kendisini bir çözüm olarak görenler bugün parayı sorun hale getirmiş durumdalar.

Kripto para şunu diyor bence:

Sizin bize dayattığınız sorunları ve çözümlerinizi reddediyor, çözümlerinize güvenmiyorum. Aşırı denetim, gözetleme ve sınırlama kurallarınızı kabul etmiyorum. Varlığımı yüzyılı şekillendirecek yüksek teknolojide ve eski jenerasyonun çok farklı bir yerinde konumlandırıyorum. Buna bir an önce alışsanız iyi olur.

17 Nisan 2019 Çarşamba

ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ


ÖZEL SEKTÖRÜN UZUN VADELİ YURT DIŞI BORCU


ÖZEL SEKTÖRÜN KISA VADELİ YURT DIŞI BORCU


BANKALARIN UZUN VADELİ KREDİ BORÇLANMALARI



BANKALARIN UZUN VADELİ TAHVİL İHRACI




 FİNANS DIŞI ŞİRKETLERİN UZUN VADELİ KREDİ BORÇLANMASI



FİNANS DIŞI ŞİRKETLERİN UZUN VADELİ TAHVİL BORÇLANMASI



BANKALARIN KISA VADELİ KREDİ BORÇLANMASI



FİNANS DIŞI ŞİRKETLERİN KISA VADELİ KREDİ BORÇLANMASI



 UZUN VADELİ KREDİ BORCUNUN DÖVİZ KOMPOZİSYONU


KISA VADELİ KREDİ BORCUNUN DÖVİZ KOMPOZİSYONU


UZUN VADELİ KREDİ BORCUNUN SEKTÖREL DAĞILIMI


 KISA VADELİ KREDİ BORCUNUN SEKTÖREL DAĞILIMI








26 Şubat 2019 Salı

OECD : ŞİRKET TAHVİLİ PİYASASINDA RİSKLER ARTTI


Finansal olmayan şirketler borçlarını kurumsal bonolar şeklinde çarpıcı biçimde artırdılar.

TAHVİL PİYASASININ SON 20 YIL GÖRÜNÜMÜ


2008-2018 yılları arasında küresel kurumsal tahvil ihracı, krize yol açan yıllarda yıllık ortalama 864 milyar ABD doları ile karşılaştırıldığında yıllık ortalama 1,7 trilyon ABD dolar seviyesinde.

2018 yıl sonu itibariyle, finansal olmayan şirketler tarafından dünya genelinde ihraç edilen toplam tahvillerin toplam tutarı 2008 yılında 12.95 trilyon ABD Dolarına ulaşmıştır. Gelişmiş ülkelerde 2018 itibariyle toplam küresel ödenmemiş tutarın, şirket tahvil hacimlerinin % 70 oranında arttığını, 2008'de 5.97 trilyon dolardan 2018'de 10.17 trilyon dolara yükseldiğini görmekteyiz. Gelişen ülkelerde rakamsal boyut 2018 yılında, on yıl önceki seviyesine kıyasla% 395 artarak toplamda 2.78 trilyon ABD Doları tutarına ulaştı.





2007 yılında 898 milyar ABD Doları tutarında olan gelişmiş ekonomilerdeki finansal olmayan şirketlerin yıllık tahvil ihracı, 2017 yılında 1,5 trilyon ABD Dolarına ulaşarak 2018 yılında 1,2 trilyon ABD Dolarına geriledi.



GELİŞMİŞ VE GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE ŞİRKET TAHVİL İHRAÇ EDEN ŞİRKET SAYISI  2007’de 1133’DEN 2017 YE 2327 YE YÜKSELDİ. 

Ancak, 2018’de bu rakam 1.789’a geriledi. Gelişmekte olan piyasalarda tahvil ihraç eden şirket sayısı 2007 yılında 347 ,  2016 yılında 1917 oldu 5,5 kat arttı.
2016 yılında gelişmekte olan pazarlarda fiilen tahvil ihraççı sayısı gelişmiş pazarlardaki ihraççı sayısını aştı. Ancak son iki yılda sayı oldukça azaldı.


ABD ve Avrupalı şirketler tarafından kurumsal tahvil ihracı


ABD'deki ortalama borçlanma büyüklüğü, 2000-2007 döneminde ortalama 479 milyon ABD dolarından 2008-2018 döneminde 837 milyon ABD dolarına yükselmiştir.

Avrupalı finansal olmayan şirketler tarafından kurumsal tahvil ihracı oldukça farklı bir model sunmaktadır. 2009 yılında şirket tahvil ihracında büyük bir artış yaşandıktan sonra Avrupa'da yıllık tahvil ihracı miktarındaki büyüme, küresel ihracata oranla mütevazı kalmıştır. Kriz öncesi ortalama 250 milyar ABD doları ile karşılaştırıldığında, yıllık ortalama ihraç kriz sonrası yıllarda% 54 artarak 385 milyar ABD dolarına çıkmıştır. Aynı şekilde, şirket tahvil ihracı yapanların sayısı 2000-2007 döneminde yılda ortalama 258 şirketten% 53 artarak bir sonraki dönemde 396'ya yükselmiştir.

Şirket tahvil ihraçları yoluyla yaratılan borç miktarında belirgin bir artışa rağmen, ABD'deki ihraççı sayısının belirli bir artış göstermediğini ortaya koymaktadır

2000-2007 döneminde, ortalama 605 ABD'li finansal olmayan şirket her yıl şirket tahvil piyasalarına yöneldi, ortalama sayı kriz sonrası dönemde 646 ihraççıya yükseldi. 


ÇİN VE GELİŞEN ÜLKELER



Çin'de 2016 yılında şirket ortalama borçlanma rakamı 590 milyar ABD doları tutarındadır. Her yıl tahvil ihraç eden Çinli şirket sayısı, 2007 yılında 68 ihraç eden kuruluştan 2016 yılında 1451 ihraç eden kuruluşa hızlı bir artış göstermiştir.

2016 yılında zirveye ulaşan Çin'de tahvil ihracı son iki yılda 2015 seviyesine kadar geriledi.

TAHVİL DERECELENDİRME NOTU VE DAĞILIMI


                     YATIRIM YAPILABİLİR    YATIRIM YAPILABİLİR DIŞI


2000-2007 döneminde, BBB anonim tahviller, küresel yatırım notu ihracının ortalama% 38,9'unu oluştururken, 2008-2018 döneminde ortalama% 44,1 ve 2018'de% 53,8'e ulaştı. AA cinsinden tahvillerin yıllık ortalama payı 2000-2007 ve 2008-2018 dönemlerinde% 16,7'den% 13,7'ye, AAA tahvillerinin% 5,4'ten% 2,3'e geriledi.

Öte yandan, yatırım dışı kalite ihracı kompozisyonundaki değişim, farklı bir niteliğe sahiptir. BB cinsinden tahvillerin küresel yatırım dışı not ihracında ortalama yıllık payı 2008-2018 döneminde kriz öncesi dönemde% 35,2'den 2008-2018 döneminde% 49,4'e yükselmiş ve 2018 itibariyle% 53,9'a ulaşmıştır. B notu sayıları, iki dönem arasında ortalama% 57,5'den% 44,3'e düşmüştür. 

Global kurumsal bono derecelendirme endeksi


Küresel kurumsal tahvil derecelendirme endeksi 1980’den bu yana genel ihraç kalitesinde yapısal bir zayıflama eğilimi de ortaya koymaktadır. 1980’lerde en düşük ihraççı kalitesi 13.28 iken, 1997’de 13.02’ye düşmüştür. 

Şu anda endeks son 9 yılda BBB + 'nın altında kaldı. 2018 itibariyle, endeks 13.34'tür, yani ortalama şirket tahvili yaklaşık olarak BBB derecesine sahiptir. 


18 Aralık 2018 Salı

KURTAR BİZİ FED YA DA "SANA GİTME DEMEYECEĞİM"

Yaşasın algoritma.

Bu yazıyı saat 00.30'da yazıyorum, sistemi kurup bırakacağım, siz bu yazıdan sabah 08.45 itibariyle twitter üzerinden haberdar olacaksınız. Robotlaşma, makinelerin alım satımı piyasalarda dengeyi bozuyor olabilir ama başka yerlerde hayatı kolaylaştırıyor. Yazıları anında mail kutusunda görmek isteyen sağ tarafta, aşağıda, "Eklenen yazıları mail olarak alın" kısmına mailini yazsın.

ABD borsaları sert düştü. Kırdı kırıyor, hayır düzeltme-daha yükseğe sıçrama için geri çekilme yorumları devam etsin, biz ABD borsaları için asıl sorunu arayalım.

Aşağıda SP500 endeksin uzun vadeli görünümü var.



9 Mart 2009 endekste görülen en düşük seviye 672. Buradan başlayan yükseliş 9,5 yıl sürdü. 17 Eylül 2018'de 2940 seviyesi görüldü. 9,5 yılda %330 oranında yükseliş. 

Bu yükselişin en büyük sebebi Fed'in sağladığı devasa likidite. Arkasından ipten dönen ABD ekonomisinin Fed'in bilançosunu devasa büyüklüğe taşıması pahasına ekonomide nihayet kıpırdanma, şirket karlılıklarının artması vs vs...Niceliksel gevşeme hikayesi. 2009-2010-2011-2012 yıllarında borsaların imdadına yine Fed yetişti ve QE1 QE2 QE3 QE3,5 piyasaları o dönem diplerinden aldı götürdü. 

Özünde 9,5 yıl süren yapay bir ralli bu. Yapay çünkü temelinde ekonomik büyüme, 9,5 yıl boyunca artan şirket karlılıkları yok, bol ve ucuz paranın başlattığı, sonrasında ekonomik toparlanmanın ittiği bir ralli var. Ve her yeni zirvesinde balon-bu sefer son-yükseliş sona erdi söylemlerine rağmen 9,5 yıl süren ralli. Ne zaman sona erer bilinmez ama bir gün sona erecek bir ralli.

Şimdi sırada Noel Baba rallisi beklentileri var. Geride kalan 10 gün içinde bu ralli yaşanmazsa ABD borsaları yıl içinde sağladıkları kazanımları geri vermiş olacaklar. Bu ralliyi bekleyenlere sevindirici bir istatistik:  1969'dan bu yana SP500 yılın son 5 işlem günü+yeni yılın ilk 2 işlem günü= ortalama %1,3 oranında yükselmiş. Yaşansa bile %1,3 neye yeter o başka tabii.

Ama öncesinde çarşamba akşamı Fed'den gelecek faiz kararı ve 2019'a ait mesajlar var. Noel Baba rallisinden ziyade soru şu: Fed bir kez daha piyasaları ipten alır mı? Yine istatistik: 1994'den bu yana SP500 endeksi FOMC duyurularından 24 saat önce ortalama 49 puan yükselmiş. Evet 49 puandan yetmez tabii.

SP500 Aralık 1931'den bu yana en kötü aralık ayı performansını gösteriyor. ABD için sorun büyümeyse bu konuyu şurada  işledik.

Petrol fiyatı düşüyor çünkü 2020'ye kadar kayda değer arz kısıntısı olmazsa büyüme destekli talep artışı olmayacak, çünkü sadece ABD değil tüm dünya daha yavaş büyüyecek. Emtia-enerji fiyatı düştükçe borsalarda bu alanın şirketleri değer kaybediyor. Tahvil faizinde 2 yıl/10 yıl farkı resesyona işaret ediyor, bu durum bankaları zorluyor. Yükselen faiz konut sektörünü zorluyor. Birbirini besleyen sebep/sonuç zinciri yatırımcıyı sıkmaya başlıyor. Siz bütün bu başlıkların üstüne bir de 2019'da çözülmeme riski olan ticaret savaşı sosunu da  ekleyin. Görüyorsunuz fazla sö... hayır o espriyi yapmayacağım, çünkü gerçekten komik değil.

İşin bir de teknik tarafı var. Aşağıdaki grafiği tıklayıp büyütürseniz daha net görebileceksiniz.


9 Şubat dibi 2016'dan aldığımız en yakın seri yükseliş hareketinin de ilginç bir seviyesine denk geliyor.



Yani grafik diyor ki, hadi diyelim 2500 seviyesine kadar geriledin, ama orda dur. Durmazsan bir sonraki durak 2375

Bakalım Fed bu kez de ipten alacak mı piyasaları. Çünkü bir düşünceye göre Fed piyasa dostudur, kırılmasına kolay kolay izin vermez. 9,5 yıllık ralli yapaysa, bir süre daha yapay kalır yüksekte kalır, ne kaybeder yatırımcı? Ama borsalarda kırılma olur, işin düzeltme değil trend sonu olduğu fikri ağır basmaya başlarsa, bilin bakalım bunun faturası Trump tarafından kime kesilir?

Durduk yere aklıma geldi. Özdemir Asaf şiiri

Sana gitme demeyeceğim. Gene de sen bilirsin. Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim, İncinirsin.

Feridun Düzağaç söylüyor https://www.youtube.com/watch?v=E5E77TGhuhY

16 Aralık 2018 Pazar

Asıl Sorun Başka Yerde Birikiyor

Fed bu hafta ne yapacak? Faizi artıracak mı, 2019'a dair nasıl bir mesaj verecek?

Fed'in faiz kararı heyecanla bekleniyor ama her FOMC toplantısında faiz artırır mı sorusunun yanına başka bir soru eklemek gerek: Fed bilançosunu (faizi herhangi bir toplantıda artırsa da artırmasa da) küçültmeye devam ediyor mu? Evet. Fed normalleşmeye çalışıyor mu? Evet. Bu çaba bitmesi gereken döneme yakın mı? Hayır.

Fed son krizde uyguladığı para politikasıyla bilançosunu tarihi/devasa yüksek seviyelere taşıdı. Aşağıda Fed bilançosu grafiği var. 2008 krizinden sonra Fed bilançosunu kabaca 4,5 katına kadar büyüttü. Şimdi bilançosunu yavaş yavaş küçültmeye çalışıyor.




Bir de ABD için durgunluk tartışmaları var. Bir yerde bu ekonomi duracak elbette. Ama durduğu yerde faiz ne olacak, Fed bilançosunu nereye taşımış olacak ve bu yazının asıl konusu: o durgunluk döneminde ABD'nin borçluluğu nerede olacak? Bir sonraki resesyona kadar bu borçluluk nereye kadar yayılmış olacak?

Aşağıda ABD'nin borç grafiği var.



Borç aynen Fed'in bilançosunu patlattığı son krizde hızla yükselmeye başlamış. İddialara göre 2023'e kadar bu borç 7,5 trilyon dolara kadar yükselecek.

Yani gelecek 3 yıl içinde durgunluğa girmesi beklenen ABD ekonomisi çok daha yüksek borçluluk rakamlarıyla karşı karşıya kalacak. Durgunluktan önce inşa edilmiş borç yapısı durgunluk döneminde nereye evrilecek? Fed faiz artırır mı sorusundan daha zor bir soru bu.

Son krizi aşmak için merkez bankaları devreye girdi, kimilerine göre sistemi kurtardı, kimilerine göre sorunları öteledi. Peki daha yavaş büyüyecek olan ve daha borçlu hale gelmiş dünyada bu sorunu kim çözecek? 

ABD DURGUNLUK BEKLENTİLERİ, TAHVİL FAİZLERİ, BANKACILIK SEKTÖRÜ

Son küresel krizle normalin dışına çıkan dünya, anormalleşen merkez bankaları artık bize "normal nedir" dedirtse de eski vasatını arayan dünyada aslında son krizden ne kadar uzaklaştık ki yorumları da sona ermiş değil.

Küresel anlamda normale döndüğümüzü ne zaman mı anlarız? Merkez Bankalarının başkanlarını soran olunca duraksayıp hatırlayamayınca.

ABD için ekonominin doygunluğa yaklaştığı, önümüzdeki 3 yıl içinde resesyona gireceği beklentileri, ticaret savaşı,Fed faiz artırımlarına ara verecek beklentileri,Trump'ın Fed eleştirileri ve son olarak uzun vadeli tahvil faizi ile kısa vadeli tahvil faizi farkının kapanıyor olması...Bir şeyler oluyor belli.

Bu yazıda tahvil tarafına bakacağız. 

Normalde ! bir ülkede uzun vadeli faizin oranı kısa vadeden uzun olur. Çünkü uzun vadenin belirsizliği kısa vadeden yüksek olacağı için uzun vadeli geleceği tahmin etmenin extra zorluğu extra maliyet demektir. Paranın maliyeti de faizse, uzun vadeli faiz kısa vadeli faizden yüksek olmalıdır.

Bunu bankacılık sektörü üzerinden konuşalım. Bankacılık sektörünün reel sektörü finanse etmesi, tüketici tarafına destek olması ekonomide büyüme için önemli.Kredilerin yükselmesi ekonomik aktivitenin canlılığının göstergesi.  Bankaların kredi olarak dağıttığı paranın kaynağı, bankaya verilen parayı genellikle kısa vadede tutar. Örnek olarak Türkiye'de mevduatın büyük çoğunluğunun vadesi 3 ayı geçmez. Banka bu kısa vadeli olarak kendisine gelen parayı uzun vadede konut-ticari-otomotiv-tüketici benzeri krediler olarak dağıtır. Borç olarak verdiği paranın vadesi uzundur. Etrafınızda  1 yıl vade için yüksek meblağlı konut kredisi, onu geçtim 36 ay vade altında tüketici kredisi alan ve bankada mevduatta 3 aydan fazla bekleyen tasarruf sahibi var mı?

Bankanın ana karı da kısa vadede topladığı ile uzun vadede dağıttığı arasındaki farktır.

Uzun vadenin (kredi vermenin) faizi yüksek, kısa vadenin ( mevduat kabul etmenin) faizi düşük olmak durumundaysa, bu tablo değiştiğinde, yani kısa vadeli borç ile uzun vadeli borç arasındaki fark kapandığında, hatta kısa vadeli faizin uzun vadeli faiz üstüne çıkması durumunda ne olur? Kredi sistemi tıkanır, bankalar borç vermeye hevesli olmaz. Çünkü banka bu işten kazanç elde edemeyecek.

Bankalar kredi vermezse ne olur? Yukarıdaki kırmızı satıra bakın. Bunun tersi olur.

Aşağıda ABD 10 yıllık tahvil faizi ile 2 yıllık tahvil faizinin farkını göreceksiniz.



Getiri eğrisi 2004 sonunda düşüyor, yani 10/2 yıllık tahvil faizi farkı gittikçe azalıyor, 2006 yılında negatif bölgeye geçiyor, yani 2 yıllık tahvil faizi 10 yıllık tahvil faizinden yüksek hale geliyor. İşte burası anormal.

O dönemde ABD büyümesi


2006 yılı öncesinde % 4'e yakın büyümeden krizde %4 yakın küçülmeye....

Getiri eğrisi grafiğin 2014'den bu yana düşmesi, uzun (10 yıllık) ve kısa (2 yıllık) tahvil farkının kapanması, doğrudan ekonomide alarm zillerini çaldırmıyor. Fakat farkın kapanıyor olması ve bilinmez bir gelecekte aynı 2006 yılında olduğu gibi eksiye geçip 2 yıllık tahvil faizinin 10 yıllık tahvil faizinden yüksek olma ihtimali endişe yaratıyor...Çünkü 2 yıllık tahvil faizinin 10 yıllık tahvil faizi üstüne çıktığı dönem ABD ekonomisi için bir sinyal barındırıyor. 

2 yıllığın 10 yıllığı aşması 12-18 ay öncesinden ABD ekonomisinin durgunluğa gireceğinin işaret fişeği olmuş.

O zaman gözümüz ABD banka hisselerinde olsun. ABD borsaları düzeltmem mi yaşıyor, kırılma mı yaşayacak bunun cevabını getiri eğrisinde düzleşme ve negatife dönme hikayesinde ve bankacılık endekslerinde aramak yanlış olmaz herhalde.

20 Ekim 2018 Cumartesi

Yaşam Standardımızı Ne Belirler?

Ekonomistler ekonomik refahı GSYH ( gayri safi yurt içi hasıla) üzerinden ölçer.

GSYH bir ekonomide belli bir dönemde üretilen tüm üretilen mal ve hizmetlerin piyasa değeridir.

Anlaşılsın diye hemen işin kolayına kaçıp bir ülkede sadece ekmek ve süt üretildiğini varsayalım.

Ekmeğin fiyatı 1,5 TL
Sütün litresi 0,5 TL olsun

Örneğin 2017 yılında,
1 yıl içinde 2000 ekmek ve 5000 litre süt üretilmiş olsun. Toplamda;
Ekmek: 1,5*2000= 3000 TL
Süt : 0,5*5000 = 2500 TL

2017 yılı GSYH rakamı 3000+2500 = 5500 TL

2018 yılında yine sadece ekmek ve sür üretilen ülkede,
Ekmeğin fiyatı 3 TL
Sütün litresi 2 TL olsun
1 yıl içinde 1000 ekmek ve 2000 litre süt üretilmiş olsun
GSYH = (1000 ekmek*3TL) + (2000 litre süt*2 TL)
GSYH= 3000+4000 = 7000 TL

2018 yılı GSYH rakamı 7000 TL.
GSYH rakamı 2018'de 2017 yılına göre  %27 büyüme gösterdi.

2018'e ne oldu? 2017 yılına göre daha çok ekmek ve süt üretip daha çok ekmek ve süt mü tükettik? Hayır.

Burada büyüme ile şişmenin farkı çıkıyor ortaya.

Cari fiyatlarla hesaplanan GSYH rakamına nominal GSYH denir.  Yukarıdaki %27'li büyüme nominal büyümedir. Nominal GSYH rakamından gerçek büyüme rakamını vermez. Gerçek büyüme, reel GSYH rakamındadır. Eğer 2017 yılı fiyatlarını baz alıp 2017 yılı ürün fiyatlarını sabit alsaydık 2018 yılı GSYH rakamı şöyle çıkardı:

2018 ekmek üretimi 1000 adet * fiyat 2017 fiyatı 1,5 TL = 1500 TL
2018 süt üretimi 2000 litre * fiyat 2017 fiyatı 0,5 TL=  1000 TL
2018 GSYH = 1500+1000=2500 TL

Reel GSYH rakamını görebilmek için fiyatı sabitleyip miktara odaklandığımızda 2018 yılında 2017 yılına göre büyüme yok, %54 küçülme var.

Bir de yabancı para cinsinden GSYH hesaplaması var, o başka bir yazının konusu.

Peki bu rakamlar vatandaş için ne anlama geliyor?

Basit hesaplamasını yaptığımız bu ülkede nüfus 100 kişi olsun. 2017 yılında kişi başına düşen GSYH  55 TL, 2018 reel GSYH tarafında kişi başına düşen GSYH 25 TL olarak ortaya çıkar. Kişi başına düşen GSYH rakamı aslında toplumsal ekonomik tatmin düzeyini verir. İsteklerin ne kadarına ulaşabildik, ihtiyaçlarımızın ne kadarını karşılayabildik?  Bu rakam ne kadar büyüyorsa o kadar "her şeyden" ve "daha fazlasına sahip" vatandaşlardan bahsedebiliriz. Kişi başına GSYH ne kadar yüksekse o kadar iyi ulaşım,sağlık hizmeti, kaliteli eğitim, daha yüksek standartta gündelik hayat vb. var diyebileceği.

Gündelik hayatta vatandaşın hayat standardının artması ekonomi yönetimleri için birinci öncelik

Peki büyümeyi ne belirliyor? Devlet, iktidar,kamu yönetimi, ekonomi yönetimi..adına ne derseniz. Uzun vadede büyümenin hızlanması ve sürdürülebilir seviyelerde korunması üretime, üretim kapasitesine bağlı. Bu da hükümetlerin politikalarına bağlı, kurumların etkinliğine ve gelişimine, döneme ayak uydurma hızlarına bağlı.


Üretimin artması sermayenin güçlü olmasına, artmasına bağlı. Sermayenin artması tasarrufun artmasına bağlı. Buna sadece bireysel tasarruf değil kamunun/devletin tasarrufu da dahil. Tasarruf artarsa sermaye stoku artar.

İşgücünün etkinliği, yani eğitim düzeyini yükselterek emeğin etkinliğini artırıp teknolojik gelişime ayak durarak sermayenin daha verimli kullanılması sağlanmalı. Bütün bu bağlı-bağlı hikayesi de ülkelerin kamu kurumlarının nasıl geliştiğine bağlı.