Japonya yıllardır neredeyse sıfır faizle yaşayan bir ekonomi.
Çok borçlandı ama sorun olmadı, çünkü borcun maliyeti yok gibiydi.
Şimdi bu dönem kapanıyor. Japon devlet tahvillerinin faizleri yılların en yükseğinde.
Bu şu demek: Japonya artık borcunu eskisi kadar ucuza çeviremiyor.
Ama mesele sadece Japonya değil.
Japonya, dünyanın en büyük yurt dışı yatırımcılarından biri. ABD tahvilleri, küresel hisseler, fonlar…Trilyonlarca dolarlık para Japon yatırımcıların elinde.
Neden dışarıdaydı bu para? Çünkü Japonya’da getiri yoktu.
Şimdi tablo değişiyor.
Japon tahvilleri sonunda anlamlı getiri sunmaya başladı. Üstelik kur riski hesaba katıldığında, ABD tahvilleri Japon yatırımcı için artık cazip bile olmayabiliyor.
Basit bir sonuç: Getiri eve dönüyorsa, para da döner.
Bu dönüşün önemi burada başlıyor.
Yıllardır piyasaları taşıyan yen carry trade var: Ucuz yenle borçlan → daha riskli ama getirili varlıklara yatırım yap. Faizler yükselip yen güçlenmeye başladığında bu pozisyonlar kapanır. Zorla satışlar gelir. Herkes aynı anda çıkmak isterse, likidite yetmez.
Aynı anda ne oluyor?
-
ABD–Japonya faiz farkı daralıyor
-
Japonya’nın yurt dışında kalma motivasyonu azalıyor
-
ABD’nin borçlanma maliyeti yukarı itiliyor
Ve Japonya Merkez Bankası henüz tamamen durmadı. Faizler biraz daha yükselirse, bu baskı hızlanır.
En kritik nokta şu: Japonya 30 yıl boyunca küresel sistem için görünmez bir çıpaydı.Ucuz para sayesinde dünya genelinde risk iştahı dengede kaldı. O çıpa yerinden oynuyor. Bu genelde şuna yol açar: önce tahviller, sonra hisseler, en sert tepkiyi ise yüksek riskli varlıklar verir.
Bu “yarın her şey çökecek” demek değil. Ama “her şey yolunda” varsayımı artık çok zayıf.
2025’e girerken en az konuşulan ama en yapısal risklerden biri: Japonya kaynaklı küresel yeniden dengeleme.
Sessiz başlar.
Etkisi yüksek olur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder