Son küresel krizle normalin dışına çıkan dünya, anormalleşen merkez bankaları artık bize "normal nedir" dedirtse de eski vasatını arayan dünyada aslında son krizden ne kadar uzaklaştık ki yorumları da sona ermiş değil.
Küresel anlamda normale döndüğümüzü ne zaman mı anlarız? Merkez Bankalarının başkanlarını soran olunca duraksayıp hatırlayamayınca.
ABD için ekonominin doygunluğa yaklaştığı, önümüzdeki 3 yıl içinde resesyona gireceği beklentileri, ticaret savaşı,Fed faiz artırımlarına ara verecek beklentileri,Trump'ın Fed eleştirileri ve son olarak uzun vadeli tahvil faizi ile kısa vadeli tahvil faizi farkının kapanıyor olması...Bir şeyler oluyor belli.
Bu yazıda tahvil tarafına bakacağız.
Normalde ! bir ülkede uzun vadeli faizin oranı kısa vadeden uzun olur. Çünkü uzun vadenin belirsizliği kısa vadeden yüksek olacağı için uzun vadeli geleceği tahmin etmenin extra zorluğu extra maliyet demektir. Paranın maliyeti de faizse, uzun vadeli faiz kısa vadeli faizden yüksek olmalıdır.
Bunu bankacılık sektörü üzerinden konuşalım. Bankacılık sektörünün reel sektörü finanse etmesi, tüketici tarafına destek olması ekonomide büyüme için önemli.Kredilerin yükselmesi ekonomik aktivitenin canlılığının göstergesi. Bankaların kredi olarak dağıttığı paranın kaynağı, bankaya verilen parayı genellikle kısa vadede tutar. Örnek olarak Türkiye'de mevduatın büyük çoğunluğunun vadesi 3 ayı geçmez. Banka bu kısa vadeli olarak kendisine gelen parayı uzun vadede konut-ticari-otomotiv-tüketici benzeri krediler olarak dağıtır. Borç olarak verdiği paranın vadesi uzundur. Etrafınızda 1 yıl vade için yüksek meblağlı konut kredisi, onu geçtim 36 ay vade altında tüketici kredisi alan ve bankada mevduatta 3 aydan fazla bekleyen tasarruf sahibi var mı?
Bankanın ana karı da kısa vadede topladığı ile uzun vadede dağıttığı arasındaki farktır.
Uzun vadenin (kredi vermenin) faizi yüksek, kısa vadenin ( mevduat kabul etmenin) faizi düşük olmak durumundaysa, bu tablo değiştiğinde, yani kısa vadeli borç ile uzun vadeli borç arasındaki fark kapandığında, hatta kısa vadeli faizin uzun vadeli faiz üstüne çıkması durumunda ne olur? Kredi sistemi tıkanır, bankalar borç vermeye hevesli olmaz. Çünkü banka bu işten kazanç elde edemeyecek.
Bankalar kredi vermezse ne olur? Yukarıdaki kırmızı satıra bakın. Bunun tersi olur.
Aşağıda ABD 10 yıllık tahvil faizi ile 2 yıllık tahvil faizinin farkını göreceksiniz.
Getiri eğrisi 2004 sonunda düşüyor, yani 10/2 yıllık tahvil faizi farkı gittikçe azalıyor, 2006 yılında negatif bölgeye geçiyor, yani 2 yıllık tahvil faizi 10 yıllık tahvil faizinden yüksek hale geliyor. İşte burası anormal.
O dönemde ABD büyümesi
2006 yılı öncesinde % 4'e yakın büyümeden krizde %4 yakın küçülmeye....
Getiri eğrisi grafiğin 2014'den bu yana düşmesi, uzun (10 yıllık) ve kısa (2 yıllık) tahvil farkının kapanması, doğrudan ekonomide alarm zillerini çaldırmıyor. Fakat farkın kapanıyor olması ve bilinmez bir gelecekte aynı 2006 yılında olduğu gibi eksiye geçip 2 yıllık tahvil faizinin 10 yıllık tahvil faizinden yüksek olma ihtimali endişe yaratıyor...Çünkü 2 yıllık tahvil faizinin 10 yıllık tahvil faizi üstüne çıktığı dönem ABD ekonomisi için bir sinyal barındırıyor.
2 yıllığın 10 yıllığı aşması 12-18 ay öncesinden ABD ekonomisinin durgunluğa gireceğinin işaret fişeği olmuş.
O zaman gözümüz ABD banka hisselerinde olsun. ABD borsaları düzeltmem mi yaşıyor, kırılma mı yaşayacak bunun cevabını getiri eğrisinde düzleşme ve negatife dönme hikayesinde ve bankacılık endekslerinde aramak yanlış olmaz herhalde.
16 Aralık 2018 Pazar
20 Ekim 2018 Cumartesi
Yaşam Standardımızı Ne Belirler?
Ekonomistler ekonomik refahı GSYH ( gayri safi yurt içi hasıla) üzerinden ölçer.
GSYH bir ekonomide belli bir dönemde üretilen tüm üretilen mal ve hizmetlerin piyasa değeridir.
Anlaşılsın diye hemen işin kolayına kaçıp bir ülkede sadece ekmek ve süt üretildiğini varsayalım.
Ekmeğin fiyatı 1,5 TL
Sütün litresi 0,5 TL olsun
Örneğin 2017 yılında,
1 yıl içinde 2000 ekmek ve 5000 litre süt üretilmiş olsun. Toplamda;
Ekmek: 1,5*2000= 3000 TL
Süt : 0,5*5000 = 2500 TL
2017 yılı GSYH rakamı 3000+2500 = 5500 TL
2018 yılında yine sadece ekmek ve sür üretilen ülkede,
Ekmeğin fiyatı 3 TL
Sütün litresi 2 TL olsun
1 yıl içinde 1000 ekmek ve 2000 litre süt üretilmiş olsun
GSYH = (1000 ekmek*3TL) + (2000 litre süt*2 TL)
GSYH= 3000+4000 = 7000 TL
2018 yılı GSYH rakamı 7000 TL.
GSYH rakamı 2018'de 2017 yılına göre %27 büyüme gösterdi.
2018'e ne oldu? 2017 yılına göre daha çok ekmek ve süt üretip daha çok ekmek ve süt mü tükettik? Hayır.
Burada büyüme ile şişmenin farkı çıkıyor ortaya.
Cari fiyatlarla hesaplanan GSYH rakamına nominal GSYH denir. Yukarıdaki %27'li büyüme nominal büyümedir. Nominal GSYH rakamından gerçek büyüme rakamını vermez. Gerçek büyüme, reel GSYH rakamındadır. Eğer 2017 yılı fiyatlarını baz alıp 2017 yılı ürün fiyatlarını sabit alsaydık 2018 yılı GSYH rakamı şöyle çıkardı:
2018 ekmek üretimi 1000 adet * fiyat 2017 fiyatı 1,5 TL = 1500 TL
2018 süt üretimi 2000 litre * fiyat 2017 fiyatı 0,5 TL= 1000 TL
2018 GSYH = 1500+1000=2500 TL
Reel GSYH rakamını görebilmek için fiyatı sabitleyip miktara odaklandığımızda 2018 yılında 2017 yılına göre büyüme yok, %54 küçülme var.
Bir de yabancı para cinsinden GSYH hesaplaması var, o başka bir yazının konusu.
Peki bu rakamlar vatandaş için ne anlama geliyor?
Basit hesaplamasını yaptığımız bu ülkede nüfus 100 kişi olsun. 2017 yılında kişi başına düşen GSYH 55 TL, 2018 reel GSYH tarafında kişi başına düşen GSYH 25 TL olarak ortaya çıkar. Kişi başına düşen GSYH rakamı aslında toplumsal ekonomik tatmin düzeyini verir. İsteklerin ne kadarına ulaşabildik, ihtiyaçlarımızın ne kadarını karşılayabildik? Bu rakam ne kadar büyüyorsa o kadar "her şeyden" ve "daha fazlasına sahip" vatandaşlardan bahsedebiliriz. Kişi başına GSYH ne kadar yüksekse o kadar iyi ulaşım,sağlık hizmeti, kaliteli eğitim, daha yüksek standartta gündelik hayat vb. var diyebileceği.
Gündelik hayatta vatandaşın hayat standardının artması ekonomi yönetimleri için birinci öncelik
Peki büyümeyi ne belirliyor? Devlet, iktidar,kamu yönetimi, ekonomi yönetimi..adına ne derseniz. Uzun vadede büyümenin hızlanması ve sürdürülebilir seviyelerde korunması üretime, üretim kapasitesine bağlı. Bu da hükümetlerin politikalarına bağlı, kurumların etkinliğine ve gelişimine, döneme ayak uydurma hızlarına bağlı.
Üretimin artması sermayenin güçlü olmasına, artmasına bağlı. Sermayenin artması tasarrufun artmasına bağlı. Buna sadece bireysel tasarruf değil kamunun/devletin tasarrufu da dahil. Tasarruf artarsa sermaye stoku artar.
İşgücünün etkinliği, yani eğitim düzeyini yükselterek emeğin etkinliğini artırıp teknolojik gelişime ayak durarak sermayenin daha verimli kullanılması sağlanmalı. Bütün bu bağlı-bağlı hikayesi de ülkelerin kamu kurumlarının nasıl geliştiğine bağlı.
GSYH bir ekonomide belli bir dönemde üretilen tüm üretilen mal ve hizmetlerin piyasa değeridir.
Anlaşılsın diye hemen işin kolayına kaçıp bir ülkede sadece ekmek ve süt üretildiğini varsayalım.
Ekmeğin fiyatı 1,5 TL
Sütün litresi 0,5 TL olsun
Örneğin 2017 yılında,
1 yıl içinde 2000 ekmek ve 5000 litre süt üretilmiş olsun. Toplamda;
Ekmek: 1,5*2000= 3000 TL
Süt : 0,5*5000 = 2500 TL
2017 yılı GSYH rakamı 3000+2500 = 5500 TL
2018 yılında yine sadece ekmek ve sür üretilen ülkede,
Ekmeğin fiyatı 3 TL
Sütün litresi 2 TL olsun
1 yıl içinde 1000 ekmek ve 2000 litre süt üretilmiş olsun
GSYH = (1000 ekmek*3TL) + (2000 litre süt*2 TL)
GSYH= 3000+4000 = 7000 TL
2018 yılı GSYH rakamı 7000 TL.
GSYH rakamı 2018'de 2017 yılına göre %27 büyüme gösterdi.
2018'e ne oldu? 2017 yılına göre daha çok ekmek ve süt üretip daha çok ekmek ve süt mü tükettik? Hayır.
Burada büyüme ile şişmenin farkı çıkıyor ortaya.
Cari fiyatlarla hesaplanan GSYH rakamına nominal GSYH denir. Yukarıdaki %27'li büyüme nominal büyümedir. Nominal GSYH rakamından gerçek büyüme rakamını vermez. Gerçek büyüme, reel GSYH rakamındadır. Eğer 2017 yılı fiyatlarını baz alıp 2017 yılı ürün fiyatlarını sabit alsaydık 2018 yılı GSYH rakamı şöyle çıkardı:
2018 ekmek üretimi 1000 adet * fiyat 2017 fiyatı 1,5 TL = 1500 TL
2018 süt üretimi 2000 litre * fiyat 2017 fiyatı 0,5 TL= 1000 TL
2018 GSYH = 1500+1000=2500 TL
Reel GSYH rakamını görebilmek için fiyatı sabitleyip miktara odaklandığımızda 2018 yılında 2017 yılına göre büyüme yok, %54 küçülme var.
Bir de yabancı para cinsinden GSYH hesaplaması var, o başka bir yazının konusu.
Peki bu rakamlar vatandaş için ne anlama geliyor?
Basit hesaplamasını yaptığımız bu ülkede nüfus 100 kişi olsun. 2017 yılında kişi başına düşen GSYH 55 TL, 2018 reel GSYH tarafında kişi başına düşen GSYH 25 TL olarak ortaya çıkar. Kişi başına düşen GSYH rakamı aslında toplumsal ekonomik tatmin düzeyini verir. İsteklerin ne kadarına ulaşabildik, ihtiyaçlarımızın ne kadarını karşılayabildik? Bu rakam ne kadar büyüyorsa o kadar "her şeyden" ve "daha fazlasına sahip" vatandaşlardan bahsedebiliriz. Kişi başına GSYH ne kadar yüksekse o kadar iyi ulaşım,sağlık hizmeti, kaliteli eğitim, daha yüksek standartta gündelik hayat vb. var diyebileceği.
Gündelik hayatta vatandaşın hayat standardının artması ekonomi yönetimleri için birinci öncelik
Peki büyümeyi ne belirliyor? Devlet, iktidar,kamu yönetimi, ekonomi yönetimi..adına ne derseniz. Uzun vadede büyümenin hızlanması ve sürdürülebilir seviyelerde korunması üretime, üretim kapasitesine bağlı. Bu da hükümetlerin politikalarına bağlı, kurumların etkinliğine ve gelişimine, döneme ayak uydurma hızlarına bağlı.
Üretimin artması sermayenin güçlü olmasına, artmasına bağlı. Sermayenin artması tasarrufun artmasına bağlı. Buna sadece bireysel tasarruf değil kamunun/devletin tasarrufu da dahil. Tasarruf artarsa sermaye stoku artar.
İşgücünün etkinliği, yani eğitim düzeyini yükselterek emeğin etkinliğini artırıp teknolojik gelişime ayak durarak sermayenin daha verimli kullanılması sağlanmalı. Bütün bu bağlı-bağlı hikayesi de ülkelerin kamu kurumlarının nasıl geliştiğine bağlı.
14 Ağustos 2018 Salı
20 Mart 2018 Salı
YAPTIM..AMA NİYE YAPTIM BİR SOR? (TRUMP'I ANLAMAK)
On yıllardır süregelen küreselleşme- serbest ticaret güzellemelerine karşı tabudeviren Trump kendince haklı bir adımla korumacı moda geçiyor. Neden?
Bunu Apple örneğiyle anlamaya çalışalım.
Apple üretimini Çin gibi ülkelerde ABD'ye göre çok daha düşük maliyetle yapıp ABD vergi kıskacından kaçarken, ülke büyüklüğünde bir şirkete dönüşebiliyor. Ama bu devleşmenin New York'ta Apple hissesini alıp satan borsa hissedarından başka normal bir ABD vatandaşına faydası nedir?
Trump tarife değişikliği, öncesinde vergi indirimi ile, uluslararası şirketlerin ABD dışında yarattığı iş olanaklarını ülkeye taşımayı istiyor. Bu durumda Apple'nın katma değer zincirinin büyük bir kısmı ABD içinde olmalı. Apple ABD içine dönünce üretim maliyeti yükselecek ama düşen vergiler artan gelirler vs sayesinde iç tüketicinin alım gücü yükselecek, uzun vadede hem ABD'li tüketici hem Apple kazanacak düşüncesi var.
Serbest ticaret candır-tarifeler berbattır düşüncesi sorgulanmıyor. Fakat adına ticaret savaşı denen bu olayda eğer eliniz güçlü-rakipleriniz zayıfsa kazanma ihtimaliniz yüksek. ABD'li koruma yanlılarına göre büyüme şansı olmayan işler ve tarım sektörü dış ticaret ortaklarına bırakılabilir, içeriye çekilen küresel ABD'li şirketlerle daha yüksek katma değerli işler yaratılabilir. Tarife değişikliği dış ticaret ortaklarının fikri hak hırsızlığı ve yerli malı kampanyalarına karşı da bir hamledir aynı zamanda.
ABD korumacı olmak zorundadır. Çünkü devasa boyuttaki borcun gittiği yer hiç sevimli değil. Tarife değişikliği ile verimlilik artırılabilir ve reel gelir artabilir. Böylece borcun çevrilebilirliği konusunda biraz rahatlama sağlanabilir.
Serbest ticaret- düşük tarife ekonomik değil siyasi bir tercihtir. Ekonominiz sağlamsa, (mesela 2. Dünya Savaşı sonrası ABD gibi) ticaret ortaklarınızda ekonomi bitik durumdaysa (Avrupa) serbest ticaretle hem ortaklarınızı ayağa kaldırır hem siz kazanırsınız. Tam bir kazan-kazan hikayesi. Ama bugün Çin gibi ülkeler sizi çoktan geçmişse gelişmelere küreselleşme-serbest ticaret masalları penceresinden bakamazsınız.
Ticaret savaşı iyi bir şey midir? Hayır. Ticaret yapamayan ülkeler savaşır. Ancak küreselleşmenin, serbest ticaretin bilmem kaç bin yıllık insanlık tarihinin yakma-yıkma-yok etme tavrını değiştireceğini sanmak da liberal saflıktır.
Bunu Apple örneğiyle anlamaya çalışalım.
Apple üretimini Çin gibi ülkelerde ABD'ye göre çok daha düşük maliyetle yapıp ABD vergi kıskacından kaçarken, ülke büyüklüğünde bir şirkete dönüşebiliyor. Ama bu devleşmenin New York'ta Apple hissesini alıp satan borsa hissedarından başka normal bir ABD vatandaşına faydası nedir?
Trump tarife değişikliği, öncesinde vergi indirimi ile, uluslararası şirketlerin ABD dışında yarattığı iş olanaklarını ülkeye taşımayı istiyor. Bu durumda Apple'nın katma değer zincirinin büyük bir kısmı ABD içinde olmalı. Apple ABD içine dönünce üretim maliyeti yükselecek ama düşen vergiler artan gelirler vs sayesinde iç tüketicinin alım gücü yükselecek, uzun vadede hem ABD'li tüketici hem Apple kazanacak düşüncesi var.
Serbest ticaret candır-tarifeler berbattır düşüncesi sorgulanmıyor. Fakat adına ticaret savaşı denen bu olayda eğer eliniz güçlü-rakipleriniz zayıfsa kazanma ihtimaliniz yüksek. ABD'li koruma yanlılarına göre büyüme şansı olmayan işler ve tarım sektörü dış ticaret ortaklarına bırakılabilir, içeriye çekilen küresel ABD'li şirketlerle daha yüksek katma değerli işler yaratılabilir. Tarife değişikliği dış ticaret ortaklarının fikri hak hırsızlığı ve yerli malı kampanyalarına karşı da bir hamledir aynı zamanda.
ABD korumacı olmak zorundadır. Çünkü devasa boyuttaki borcun gittiği yer hiç sevimli değil. Tarife değişikliği ile verimlilik artırılabilir ve reel gelir artabilir. Böylece borcun çevrilebilirliği konusunda biraz rahatlama sağlanabilir.
Serbest ticaret- düşük tarife ekonomik değil siyasi bir tercihtir. Ekonominiz sağlamsa, (mesela 2. Dünya Savaşı sonrası ABD gibi) ticaret ortaklarınızda ekonomi bitik durumdaysa (Avrupa) serbest ticaretle hem ortaklarınızı ayağa kaldırır hem siz kazanırsınız. Tam bir kazan-kazan hikayesi. Ama bugün Çin gibi ülkeler sizi çoktan geçmişse gelişmelere küreselleşme-serbest ticaret masalları penceresinden bakamazsınız.
Ticaret savaşı iyi bir şey midir? Hayır. Ticaret yapamayan ülkeler savaşır. Ancak küreselleşmenin, serbest ticaretin bilmem kaç bin yıllık insanlık tarihinin yakma-yıkma-yok etme tavrını değiştireceğini sanmak da liberal saflıktır.
19 Mart 2018 Pazartesi
VAR MI MİLYONER OLMAK İSTEYEN?
Twitter'da @MrMilyoner'i takip etmeye başlayıp kendisinin "para yapma" ile ilgili ilginç fikirlerini okuyunca ben de bir bakayım dedim, nasıl milyoner olunur? Konuya eğilince ilginç düşünceler yağmaya başladı.
Tim Sykes'ın önerileri...10 madde.
1. Milyoner olmak basittir. Ancak basit olması kolay olduğu anlamına gelmez.
Öğrenmek için zaman ayırmalısınız. Biraz antrenman yapmadan atlayabileceğiniz birkaç şey var. Daha sonra, çok sabır, çaba ve zorlu bir öz yansıma gerektiren, yöntemlerinizi arıtmaya çalışmanız gerekir.
Ve belki de en zoru, birkaç yıl boyunca onunla uğraşmak zorundasınız.
2. Resmi bir eğitime ihtiyacınız yok: Doğru: Bir milyoner olmak için bir üniversite derecesine veya hiç bir dereceye ihtiyacınız yok. Mark Zuckerberg, Ted Turner ve Richard Branson bunun hayati önemi olmadığını kanıtlıyor: Bu son derece zengin ve yetenekli adamların hiçbiri üniversiteyi bitirmedi.
Hayır, bu "eğitim değersizdir" demek değildir.
Sadece milyonlar ile vasatlık arasındaki fark anlamında eğitim bir anlam ifade etmiyor.
3. Öğrenmeye istekli olmalısınız: Yukarıda belirtildiği gibi, milyoner olmak için bir dereceye ihtiyacınız yok. Ama yine de yaptığınız ticareti öğrenmek ve düzeltmek zorundasınız.
4. Bu işin kısa sürmesini veya geciktiğinizi düşünmeyin: Potansiyel milyonerler bolca şu aptalca cümleyi kuruyorlar: “benim için milyoner olmak için çok geç.” Yaşınız ne olursa olsun, doğru değil.
5. Kuruşları tutun: Bu milyoner olmanın en göz alıcı kısmı değil, bunu açıkça kabul ediyorum. Ama eğer bir milyoner olmak istiyorsanız, tasarruf hakkında bilgi sahibi olmalısınız. Eğlenceli gelmediğini biliyorum ama para kazanmaya başladığınızda, kazancınızın çoğunluğunu tasarruf ederseniz, ileriye doğru yatırım yapmak için daha fazlasına sahipsiniz demektir.
Bu, aynı türden işler yapmaya devam etseniz bile, daha fazla yatırım yaptığınız için kazançlarınızın artacağı anlamına gelir.
6. Bu iş sıkıcı olabilir: Diğer işler gibi, milyoner olmak da zaman zaman sıkıcı olabilir. Büyük bir rutin ve tekrar eden işler vardır, bu da zaman zaman sıkıcı olabilir. Ama eğlence değil milyon peşindesiniz değil mi?
Sadece öğrenme, araştırma yapma ve geliştirme rutinine sadık kalarak, gerçekten de ulaşmak istediğiniz hedeflere doğru ilerliyor olmanıza odaklanın.
7. Bir milyoner olmak için, yapman gereken bir şeyi seçip sonsuza kadar yapmalısın, değil mi?
Şart değil…Aslında, milyonerlerin çoğunun birden fazla “işi” veya gelir kaynağı var. Çeşitli gelir kaynakları çok farklı değerlere sahiptir. Çeşitlendirmeye git. Tüm yumurtaları bir sepete koyma.
8. Bırakmak isteyeceksiniz: Çok önemli ve çok normal. Belli bir noktada, bırakmak isteyeceksiniz.
Bu, yukarıda belirtilen nedenlerden herhangi biri için olabilir: Zorlu çalışma, tasarruflara bağlılık, bazı yeni şeyler öğrenme ihtiyacı.
9. Arkadaşlara ihtiyacın var: Bu iş biraz da network işi.
Öncelikle bir akıl hocasına ihtiyacınız var: Bu yol boyunca size yardımcı olabilecek bir rehber. İkincisi, profesyonel bir ağa ihtiyacınız var. Bu sizin yaşıtlarınız, bir ağ grubunuz veya bir ticari işbirliğiniz olabilir.
Bu grup sizi motive ve yolda tutabilir, ilham verebilir.
Ailenizin ve arkadaşlarınızın desteğine ihtiyacınız var. Bunlar zor zamanlardan geçmenize yardımcı olacak ve sizi yolculuğunuz boyunca duygusal olarak destekleyecek olan insanlar.
10. İş asla bitmez: Milyonerler asla gerçekten emekli değiller. Çünkü milyonerin içinde her zaman oyunun içinde başarılı olmak ve oyun oynamak için derin bir açlık var.
Tim Sykes'ın önerileri...10 madde.
1. Milyoner olmak basittir. Ancak basit olması kolay olduğu anlamına gelmez.
Öğrenmek için zaman ayırmalısınız. Biraz antrenman yapmadan atlayabileceğiniz birkaç şey var. Daha sonra, çok sabır, çaba ve zorlu bir öz yansıma gerektiren, yöntemlerinizi arıtmaya çalışmanız gerekir.
Ve belki de en zoru, birkaç yıl boyunca onunla uğraşmak zorundasınız.
2. Resmi bir eğitime ihtiyacınız yok: Doğru: Bir milyoner olmak için bir üniversite derecesine veya hiç bir dereceye ihtiyacınız yok. Mark Zuckerberg, Ted Turner ve Richard Branson bunun hayati önemi olmadığını kanıtlıyor: Bu son derece zengin ve yetenekli adamların hiçbiri üniversiteyi bitirmedi.
Hayır, bu "eğitim değersizdir" demek değildir.
Sadece milyonlar ile vasatlık arasındaki fark anlamında eğitim bir anlam ifade etmiyor.
3. Öğrenmeye istekli olmalısınız: Yukarıda belirtildiği gibi, milyoner olmak için bir dereceye ihtiyacınız yok. Ama yine de yaptığınız ticareti öğrenmek ve düzeltmek zorundasınız.
4. Bu işin kısa sürmesini veya geciktiğinizi düşünmeyin: Potansiyel milyonerler bolca şu aptalca cümleyi kuruyorlar: “benim için milyoner olmak için çok geç.” Yaşınız ne olursa olsun, doğru değil.
5. Kuruşları tutun: Bu milyoner olmanın en göz alıcı kısmı değil, bunu açıkça kabul ediyorum. Ama eğer bir milyoner olmak istiyorsanız, tasarruf hakkında bilgi sahibi olmalısınız. Eğlenceli gelmediğini biliyorum ama para kazanmaya başladığınızda, kazancınızın çoğunluğunu tasarruf ederseniz, ileriye doğru yatırım yapmak için daha fazlasına sahipsiniz demektir.
Bu, aynı türden işler yapmaya devam etseniz bile, daha fazla yatırım yaptığınız için kazançlarınızın artacağı anlamına gelir.
6. Bu iş sıkıcı olabilir: Diğer işler gibi, milyoner olmak da zaman zaman sıkıcı olabilir. Büyük bir rutin ve tekrar eden işler vardır, bu da zaman zaman sıkıcı olabilir. Ama eğlence değil milyon peşindesiniz değil mi?
Sadece öğrenme, araştırma yapma ve geliştirme rutinine sadık kalarak, gerçekten de ulaşmak istediğiniz hedeflere doğru ilerliyor olmanıza odaklanın.
7. Bir milyoner olmak için, yapman gereken bir şeyi seçip sonsuza kadar yapmalısın, değil mi?
Şart değil…Aslında, milyonerlerin çoğunun birden fazla “işi” veya gelir kaynağı var. Çeşitli gelir kaynakları çok farklı değerlere sahiptir. Çeşitlendirmeye git. Tüm yumurtaları bir sepete koyma.
8. Bırakmak isteyeceksiniz: Çok önemli ve çok normal. Belli bir noktada, bırakmak isteyeceksiniz.
Bu, yukarıda belirtilen nedenlerden herhangi biri için olabilir: Zorlu çalışma, tasarruflara bağlılık, bazı yeni şeyler öğrenme ihtiyacı.
9. Arkadaşlara ihtiyacın var: Bu iş biraz da network işi.
Öncelikle bir akıl hocasına ihtiyacınız var: Bu yol boyunca size yardımcı olabilecek bir rehber. İkincisi, profesyonel bir ağa ihtiyacınız var. Bu sizin yaşıtlarınız, bir ağ grubunuz veya bir ticari işbirliğiniz olabilir.
Bu grup sizi motive ve yolda tutabilir, ilham verebilir.
Ailenizin ve arkadaşlarınızın desteğine ihtiyacınız var. Bunlar zor zamanlardan geçmenize yardımcı olacak ve sizi yolculuğunuz boyunca duygusal olarak destekleyecek olan insanlar.
10. İş asla bitmez: Milyonerler asla gerçekten emekli değiller. Çünkü milyonerin içinde her zaman oyunun içinde başarılı olmak ve oyun oynamak için derin bir açlık var.
5 Eylül 2017 Salı
Beni Böyle Sev Seveceksen
Kuzey Kore gibi bir ülkenin daraldıkça sağa sola füze attığı bir zamanda ve Trump gibi birinin başkanlık koltuğunda oturduğu bu dönemde (çünkü koltuğun sağlam olmadığını herkes biliyor) piyasaların bu sakinliği normal mi?
Ya da normal nedir?
Piyasada korkuyu ölçtüğü varsayılan VIX gayet sakin, gayet diplerde. Trump vaadettiği ekonomik hamlelerden hiçbirini yapamayıp ABD ekonomisini ısıtamadıkça, işsizlik doğal işsizlik seviyesine gelmişken ve ABD ekonomisi potansiyel büyüme rakamını yakalamışken ama enflasyon yükselmezken Fed nasıl bir söylem değişikliği ile faizi artıracak?
Ayrıca bugüne kadar Fed faizi yükseltti de ne oldu, piyasalar çöktü mü, hayır. Kötü gün dostu merkez bankaları piyasa hassasiyetini mecburen öncellediği sürece bu oyun böyle sürer. Mevcut durum, en azından ABD borsaları ile tahvil faizi arasındaki ilişki-biri "yanlış yerdeyiz" diyene kadar devam eder. Mantıklı mı, hayır, sürdürülebilir mi, hayır, ama şu an bu şekilde günler geçiyor.
Respect. Aklımıza yatmasa da.
Ayrıca bugüne kadar Fed faizi yükseltti de ne oldu, piyasalar çöktü mü, hayır. Kötü gün dostu merkez bankaları piyasa hassasiyetini mecburen öncellediği sürece bu oyun böyle sürer. Mevcut durum, en azından ABD borsaları ile tahvil faizi arasındaki ilişki-biri "yanlış yerdeyiz" diyene kadar devam eder. Mantıklı mı, hayır, sürdürülebilir mi, hayır, ama şu an bu şekilde günler geçiyor.
Respect. Aklımıza yatmasa da.
Güçlenen Euro Değil Zayıflayan Dolar
EURUSD 1,20'ye dayandı. Kabus Euro bölgesi senaryolarıyla paritede 1 eşitliğini bekleyenler depresyonda. Ama 1,20 normal mi? Trump'ın başkan olduğu ve kendi partisinin bile başkanlığını sindiremediği dönemde normal. Düne kadar ABD'de Ekim ayında bütçe tavanı meselesi vardı. Texas faciasından sonra bütçe tavanı sorunu tartışmalı da olsa aşılır.
Kimse Trump'ı bahane edip Texas'lının oyuyla kumar oynamaz. Şimdilik paritede 1,15'in altına inmek zor. Trump bocaladıkça veya sıkıştıkça ilk hedef 1,22.
Kimse Trump'ı bahane edip Texas'lının oyuyla kumar oynamaz. Şimdilik paritede 1,15'in altına inmek zor. Trump bocaladıkça veya sıkıştıkça ilk hedef 1,22.
Altın için bişey söylemeye gerek yok, siz konuyu biliyorsunuz
2017 başında altın bana göre ne olduğu belli olmayan dünya için iyi bir alternatifti ama K.Kore gerginliğini veya Trump skıntısını ileri görüşlülüğümle gördüğümden değil, "rakamların içinde bir yerlerde yanlışlık var" fikrine dayalıydı. Hâlâ da öyle.
Bize ne oluyor?
Alın size bir respect! daha.
Merkez Bankası'nın sıkı duruşu (yani dolambaçlı faiz artırımı), yüksek faize gelen sıcak para ve büyümeyi destekleyen mali politikalarla içeride işler sene başında kimsenin beklemediği kadar iyi. Borsa her halükarda yükselirdi belki ama %40 getiri bekliyorum diyene ben rastlamadım, varsa ve görmemişsem benim hatam.Ne yüzde 5'lik büyüme ne 3,50 altında kalabilecek kur kimsenin hesaplamalarında değildi, dürüst olalım.Aradan iyi sıyrıldık bu çok net. Eleştirisi olmaz mı, var tabi, büyümenin dinamiği, yüksek enflasyon, sürdürülebilirlik vs vs.. ama ilk 8 ayda eleştiren değil bardağın dolu tarafına bakan para yaptı.Haklılıktan bahsetmiyoruz, para yapmaktan bahsediyoruz (gelecek itirazlara peşin peşin cevap).
Borsa İstanbul için 15 günlük süre içinde %10'luk düşüş yaşanmadığı sürece yükseliş trendine devam. Yukarıda nerede takılır bilmiyorum, seviye konuşmayı anlamlı bulmuyorum. Gittiği yere kadar...
Risk var mı, fazlasıyla var.
Temkinli olmak iyidir ama trene son binen olmak kadar trenden erken inmek de sıkıntı. Bu yolculukta herkes kendi seyrü seferinin muhasebesini yapıp ineceği bineceği istasyonu önceden bir yere not etsin.Sonra ah vah kâr etmez.
Risk var mı, fazlasıyla var.
Temkinli olmak iyidir ama trene son binen olmak kadar trenden erken inmek de sıkıntı. Bu yolculukta herkes kendi seyrü seferinin muhasebesini yapıp ineceği bineceği istasyonu önceden bir yere not etsin.Sonra ah vah kâr etmez.
"Normal"i arayan da bu aramalarına bir dönem daha ara versin. Kim'e baksan deli deli hareketler, bakışlar çünkü :)
21 Aralık 2016 Çarşamba
Üstat ile seyis
Üstad konuşma yapacağı salona girince içeride tek bir dinleyici görmüş. Morali bozulmuş tabii, konuşma yapma konusunda kararsız kalmış, tek dinleyicisine sormuş:
- Salonda tek dinleyici sensin, sence konuşmalı mıyım konuşmamalı mıyım?
Adam cevap vermiş:
- Üstadım ben basit bir seyisim, bu konulardan anlamam. Fakat ahıra gelseydim ve bütün atların kaçıp tek bir atın kaldığını görseydim yine de onu beslerdim.
Seyisin bu sözlerine hak veren üstad konuşmasını uzun uzun yapmış, kendisini mutlu hissetmiş. Tek dinleyicisinin de onayını almak için sormuş
-Konuşmayı nasıl buldun?
Seyis cevap vermiş:
- Sana daha önce söyledim, ben basit bir seyisim, bu konulardan anlamam. Ama ahıra gelip biri dışında bütün atların kaçtığını görseydim, evet onu beslerdim. Fakat elimdeki yemin hepsini ona vermezdim.
- Salonda tek dinleyici sensin, sence konuşmalı mıyım konuşmamalı mıyım?
Adam cevap vermiş:
- Üstadım ben basit bir seyisim, bu konulardan anlamam. Fakat ahıra gelseydim ve bütün atların kaçıp tek bir atın kaldığını görseydim yine de onu beslerdim.
Seyisin bu sözlerine hak veren üstad konuşmasını uzun uzun yapmış, kendisini mutlu hissetmiş. Tek dinleyicisinin de onayını almak için sormuş
-Konuşmayı nasıl buldun?
Seyis cevap vermiş:
- Sana daha önce söyledim, ben basit bir seyisim, bu konulardan anlamam. Ama ahıra gelip biri dışında bütün atların kaçtığını görseydim, evet onu beslerdim. Fakat elimdeki yemin hepsini ona vermezdim.
14 Eylül 2016 Çarşamba
Dünya Bankası'nda Danışman
Çobanın biri dere kenarında koyunlarını otlatırken çok lüks bir araba kendisine yaklaşmış. Arabadan üzerindeki kıyafetleri çok pahalı olduğu belli olan bir genç inmiş ve çobana sormuş
"süründeki koyun sayısını bilirsem bana onlardan bir tanesini verir misin?"
Çoban bir adama bir koyunlarına bakmış, "peki" demiş.
Fiyakalı genç bilgisayarını hesap makinesini, cep telefonundan GPS sistemini açmış, algoritmayı çalıştırmış, çarpmış bölmüş, ortaya çıkan 100 sayfalık rapordan sonra çobana dönüp "1248 tane koyunun var" demiş.
Çoban "doğru" demiş "sürüden istediğin koyunu alabilirsin"
Fiyakalı genç sürüden bir tane seçip, kazandığını arabanın arka koltuğuna koymuş, tam arabaya binip gidecekken bu kez çoban genç adama dönüp "eğer senin ne iş yaptığını bilirsem koyunumu geri verir misin?" diye sormuş. Genç "tamam" demiş.
Çoban "sen Dünya Bankası'nda danışmansın" demiş. Genç adam şaşırmış "nasıl bildin?"
Çoban "çok basit, buraya çağırılmadan geldin, benim bildiğim bir şeyi bana söylemek için koyunumu istedin ve yaptığın hiçbir şeyden anlamıyorsun, koyun diye köpeğimi aldın."
"süründeki koyun sayısını bilirsem bana onlardan bir tanesini verir misin?"
Çoban bir adama bir koyunlarına bakmış, "peki" demiş.
Fiyakalı genç bilgisayarını hesap makinesini, cep telefonundan GPS sistemini açmış, algoritmayı çalıştırmış, çarpmış bölmüş, ortaya çıkan 100 sayfalık rapordan sonra çobana dönüp "1248 tane koyunun var" demiş.
Çoban "doğru" demiş "sürüden istediğin koyunu alabilirsin"
Fiyakalı genç sürüden bir tane seçip, kazandığını arabanın arka koltuğuna koymuş, tam arabaya binip gidecekken bu kez çoban genç adama dönüp "eğer senin ne iş yaptığını bilirsem koyunumu geri verir misin?" diye sormuş. Genç "tamam" demiş.
Çoban "sen Dünya Bankası'nda danışmansın" demiş. Genç adam şaşırmış "nasıl bildin?"
Çoban "çok basit, buraya çağırılmadan geldin, benim bildiğim bir şeyi bana söylemek için koyunumu istedin ve yaptığın hiçbir şeyden anlamıyorsun, koyun diye köpeğimi aldın."
13 Eylül 2016 Salı
Uzman körlüğü
Fizikçi, matematikçi, kimyager, jeolog ve antropologtan oluşan
bir heyet araştırma için araziye çıkarlar. Birden yağmur bastırır, ekiptekiler
yakınlarındaki bir köy evine sığınırlar. Ev sahibi bir şeyler ikram etmek için
mutfağa geçer. Ekibin bütün dikkati soba üzerinde toplanır.
Soba yerden 1 metre kadar yukarıda, dizili taşlar üzerine
kurulmuş haldedir.
Sobanın neden böyle kurulmuş olabileceğini düşünürler,
herkes kendi fikrini açıklar:
Kimyager " adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini
düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış olmalı" der.
Fizikçi " ev sahibi sobayı yükselterek konveksiyon
yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiştir" der.
Jeolog " burası tektonik hareketlilik bölgesi
olduğundan deprem anında sobanın taşların üzerinde yıkılmasını sağlayarak yangın
olasılığını azaltmış" der.
Matematikçi "sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş,
böylece odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış" der.
Antropolog "adam ilkel topluluklarda görülen ateşe
tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıda
kurmuş" der.
Bu sırada ev sahibi içeri girer, ona sobanın neden böyle
yukarıya kurulduğunu sorarlar. Ev sahibi biraz mahcup " borumuz
yetmedi" cevabını verir.
Sonuç:
1. Soruların cevabı her zaman karmaşık olmak zorunda değil.
2. Uzmanlık iyidir ama körlük yaratabilir. Uzmanın körlüğüne
karşı uyanık olun.
3. Uzmanı dinleyin, anlattığı çözümü basit/sade
şekilde anlatamıyorsa ya büyük ihtimalle sorunu anlamamıştır ya da çözümü
bulamamıştır.
1 Eylül 2016 Perşembe
Trading Balık Tutmaya Benzer
Bir gün bir balıkçı av malzemelerini ve balık sepetini alarak oltayla balık tutmaya gitmiş.
Gittiği yerde bol şans dilediği diğer balıkçılar çok şanslı değillermiş, henüz hiç balık avlayamamışlar. Adamımız oltasını atmış, kısa bir süre sonra oltasına büyük bir balık gelmiş. Ama adam balığı iğneden kurtarmış ve kendi kendine "olmadı" diyerek balığı denize bırakmış.
Kısa bir süre sonra ondan daha büyük bir balık yakalamış ama yine "olmadı" diyip balığı suya geri atmış.
En sonunda çevredekilerin alaycı bakışları arasında küçük bir balık yakalamış. Etraftaki balıkçılar "büyükleri beğenmediğine göre bunu hiç tutmaz hemen suya atar" diye düşünmüşler. Fakat adamımız balığı iğneden kurtardıktan sonra "oh be " diyerek balığı sepetine atmış. Balıkçılardan biri dayanamayıp sormuş "arkadaş büyük balıkları geri atıyorsun ama küçük balığı sevinçle sepetine atıyorsun, bu nasıl iş?"
Adamımız cevap vermiş "evet balıklar büyük ama benim sepetim küçük, ben sepetime uygun balıkları yakalama peşindeyim."
Trading de balık tutmaya benzer, taşınamayacak pozisyonların yüklenilmemesi gerek.
Başkasının kovasına değil kendi kovamıza bakmak gerek.
Kazanırken de kaybederken de sınırlarımızı bilmek gerek.
Gittiği yerde bol şans dilediği diğer balıkçılar çok şanslı değillermiş, henüz hiç balık avlayamamışlar. Adamımız oltasını atmış, kısa bir süre sonra oltasına büyük bir balık gelmiş. Ama adam balığı iğneden kurtarmış ve kendi kendine "olmadı" diyerek balığı denize bırakmış.
Kısa bir süre sonra ondan daha büyük bir balık yakalamış ama yine "olmadı" diyip balığı suya geri atmış.
En sonunda çevredekilerin alaycı bakışları arasında küçük bir balık yakalamış. Etraftaki balıkçılar "büyükleri beğenmediğine göre bunu hiç tutmaz hemen suya atar" diye düşünmüşler. Fakat adamımız balığı iğneden kurtardıktan sonra "oh be " diyerek balığı sepetine atmış. Balıkçılardan biri dayanamayıp sormuş "arkadaş büyük balıkları geri atıyorsun ama küçük balığı sevinçle sepetine atıyorsun, bu nasıl iş?"
Adamımız cevap vermiş "evet balıklar büyük ama benim sepetim küçük, ben sepetime uygun balıkları yakalama peşindeyim."
Trading de balık tutmaya benzer, taşınamayacak pozisyonların yüklenilmemesi gerek.
Başkasının kovasına değil kendi kovamıza bakmak gerek.
Kazanırken de kaybederken de sınırlarımızı bilmek gerek.
14 Temmuz 2016 Perşembe
Çılgın zamanlarda yaşamak bize düştü
Sözleri Kemal Kahraman/Gürkan Sarıgül'e ait bir şarkı var, şöyle başlıyor
nerde kendini bilmez çocuklar
bir sabah öylece çekip gittiler
çınladı alkışlar kor sokaklarda
yankısı kime kaldı?
Kime kalacak pokemona kaldı.
Gerçekten çılgın zamanlarda yaşıyoruz.
Güne böyle bir haberle başlamak benim için eğlenceli, bu pokemon zevzekliği tehlikeli boyutunu gecikmeden gösterdi. Ayrıca bu daha başlangıç.
Dünyada kabaca 45 trilyon dolarlık tahvil var. Bu tahvillerin 13 trilyon dolarlık kısmı negatif faiz tarafında. Yani gelecekte bugün verdiği paranın daha azını geri almaya razı insanlar var ve bunların sayısı hızla artıyor. Mantıklı mı? Kendi içinde belki evet. İleride daha da aşağı inecek bir faiz öngörülüyorsa bugünkü negatif faizle parayı parketmek neden yanlış olsun. Negatifin negatifi var. Ama ya büyük bir hata yapılıyorsa? Geçmişte çok kez olduğu gibi birşeylerin fiyatı yanlış ölçülüyorsa?
Danimarka'da merkez bankasının uyguladığı faiz - 0,65
İsviçre'de -0,75
İsveç'te -0,50
Japonya'da -0,10
AB'de -0,40
Yukarıda saydığımız ülkenin toplam milli gelirleri küresel milli gelirinin 4'de 1'i yapıyor. Olay çok büyük, bayat klişe ama olsun soralım, tehlikenin farkında mısınız?
Para tutmanın cezalandırıldığı bir dünya nereye doğru gidiyordur? Daha da düşer diye saldırılan tahvillerde beklenen olmaz ve faizde yükseliş yaşanırsa "bu malın alıcısı" kim olur?
Alışmak insana verilmiş en üstün yeteneklerden biri, belki negatif faize de alışırız. Ya da bir dönem Marksist, sonra İslamcı en son Türkçü olan, keşke sadece şiir yazsa dediğimiz İsmet Özel'in dediği gibi,
ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata
görmedim orada, çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını
Belki biz birilerinin gördüğü ama bizim farketmediğimiz bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Ama plastik sürahi bir necefli maşrapa değil.
nerde kendini bilmez çocuklar
bir sabah öylece çekip gittiler
çınladı alkışlar kor sokaklarda
yankısı kime kaldı?
Kime kalacak pokemona kaldı.
Gerçekten çılgın zamanlarda yaşıyoruz.
Güne böyle bir haberle başlamak benim için eğlenceli, bu pokemon zevzekliği tehlikeli boyutunu gecikmeden gösterdi. Ayrıca bu daha başlangıç.
Kaynak: incisözlük
Dünyanın tek çılgınlığı sokaklarda elinde telefon pokemon arayan zombiler değil. Başka çeşit zombilerde var. Örneğin piyasa zombileri. Pokemon saçmalığınn yaşandığı dönemde negatif faiz çılgınlığı...
Dünyada kabaca 45 trilyon dolarlık tahvil var. Bu tahvillerin 13 trilyon dolarlık kısmı negatif faiz tarafında. Yani gelecekte bugün verdiği paranın daha azını geri almaya razı insanlar var ve bunların sayısı hızla artıyor. Mantıklı mı? Kendi içinde belki evet. İleride daha da aşağı inecek bir faiz öngörülüyorsa bugünkü negatif faizle parayı parketmek neden yanlış olsun. Negatifin negatifi var. Ama ya büyük bir hata yapılıyorsa? Geçmişte çok kez olduğu gibi birşeylerin fiyatı yanlış ölçülüyorsa?
Danimarka'da merkez bankasının uyguladığı faiz - 0,65
İsviçre'de -0,75
İsveç'te -0,50
Japonya'da -0,10
AB'de -0,40
Yukarıda saydığımız ülkenin toplam milli gelirleri küresel milli gelirinin 4'de 1'i yapıyor. Olay çok büyük, bayat klişe ama olsun soralım, tehlikenin farkında mısınız?
Para tutmanın cezalandırıldığı bir dünya nereye doğru gidiyordur? Daha da düşer diye saldırılan tahvillerde beklenen olmaz ve faizde yükseliş yaşanırsa "bu malın alıcısı" kim olur?
Alışmak insana verilmiş en üstün yeteneklerden biri, belki negatif faize de alışırız. Ya da bir dönem Marksist, sonra İslamcı en son Türkçü olan, keşke sadece şiir yazsa dediğimiz İsmet Özel'in dediği gibi,
ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata
görmedim orada, çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını
Belki biz birilerinin gördüğü ama bizim farketmediğimiz bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Ama plastik sürahi bir necefli maşrapa değil.
8 Haziran 2016 Çarşamba
Brexit ve İsviçre
İsviçre frangı değer kazanıyor ve bu durum
İsviçre için ciddi bir risk yaratıyor.
23 Haziran’da yapılacak olan İngiltere’nin
birlik içinde kalıp kalmama kararının alınacağı referandum, sadece
İngiltere’nin veya AB’nin “birlik olma” gayretinin sorunu değil. Fed’i faiz
artırımı konusunda bekletmeye iten ve ECB’yi alternatif senaryoları hazır
tutmaya zorlayan bir süreç.
Brexit konusu başka bir merkez bankasını da
karar kara düşündürüyor olabilir, İsviçre Merkez Bankası (SNB).
İsviçre frangı son 10 yılda küresel
piyasaların sert dalgalandığı dönemde sığınılacak liman oldu. 2007-2011 yılları
arasında yaşanan ve henüz sona erdiği söylenemeyen son krizde İsviçre frangı
euro’ya karşı %50 değer kazandı. Cari fazlası olan ve hukuk sistemi oturmuş,
siyasi gölgelerden uzak İsviçre, zor dönemlerin sakin limanı olma durumunda.
Şimdi bir kez daha İsviçre, çevresinde yaşanan gelişmeler sebebiyle, ama artık
para birimi üzerinden sorun ithal eder duruma geliyor.
Dünyanın geri kalan kısmı gibi İsviçre de
parasının değerli olmasını istemiyor. Çünkü değerli para birimi ihracatta avantajlı
kur imkanını ortadan kaldırıyor. SNB bu durumdan hoşlanmadığını Ocak 2015’de
euro tabanını kaldırarak göstermişti. SNB aşırı değerli olmayan para birimi ve
faiz indirimi ile İsviçre ekonomisini korumaya çalışıyor.
Brexit bir tehdit mi? Evet. Son anketlere
göre AB’den ayrılma taraftarları biraz önde görünse de sonucu kararsızlar
belirleyecek (şu an %11’lik orana sahipler).
İngiltere birlikten ayrılısa sterlin’in
%15’e kadar değer kaybedeceği varsayılıyor (bu varsayım İngiltere
hazinesinden). Fakat ayrılma kararı çıkarsa tek değer kaybedecek para birimi
sterlin olmayacak, euro da ciddi darbe yiyecek. Bu mesele başka bir yazının
konusu olsun, biz konunun İsviçre frangını ve SNB’yi ilgilendiren kısmına
bakalım.
1. Eğer İngiltere birlikten ayrılırsa euro değer kaybedecek. Yabancı rezervinin % 42’si euro %7’si sterlin olan İsviçre Merkez Bankası (SNB)’nın rezervi çok ciddi değer kaybedecek.
2. Bu senaryoda talep görmesi beklenen ve
SNB’ye göre zaten değerli olan İsviçre frangı daha da değerli olacak, fiyatlar üzerinde
baskı kuracak, ihracatta rekabetçi kur hedefinden uzaklaştıracak.
30 Mart 2016 Çarşamba
Güzelsin ama özel değilsin
Küresel koşullar ve Fed’in faiz artırımı
konusundaki tavrı gelişen ülke piyasaları için şimdilik süresini bilemediğimiz
“değerlenme” fırsatı sunuyor.
Aşağıdaki grafikte 21 Ocak’tan bu yana
BIST100 endeksi, USDTRY paritesi ve gösterge tahvildeki hareketi
görebilirsiniz.
21 Ocak 2016 30 Mart 2016 Değişim %
BIST100 endeksi 68.500 82,900 21
USDTRY 3,01 2,83 -5,9
Gösterge tahvil 11,14 9,97 -10,5
Yaklaşık iki ay içinde borsada hızlı bir
yükseliş, TL’de değerlenme ve tahvil faizinde düşüş TL varlıklar için özel bir
duruma mı işaret ediyor? Bu sorunun cevabını TR benzeri ülke piyasalarıyla
karşılaştırmada bulabileceğiz.
Para Birimi Değişim
%
Dolar/TL -5,9
Dolar/Brezilya reali -12,7
Dolar/G. Afrika randı -9,7
Dolar/Polonya zlotisi -9,4
Gelişen ülke para birimleri içinde, 21
Ocak-30 Mart arasında TL’nin performansı geride kaldı.
Borsa endeksleri Değişim %
BIST100 21
Brezilya 35
Güney Afrika 13
Polonya 15
Borsa endeksleri performansında Borsa
İstanbul Bovespa’nın gerisinde kaldı fakat G.Afrika ve Polonya borsa
endekslerini geçti.
Gösterge tahvil Değişim %
Türkiye -10,5
Brezilya -17,6
Güney Afrika -6
Polonya -2,6
Sonuç: TL varlıklar için özel bir durum yok,
gelişen ülkelerin geneline bir ilgi var. Bu ilgi devam ettikçe borsa ve kur
tarafı, enflasyon geriledikçe faiz tarafı payına düşeni alacaktır.
24 Mart 2016 Perşembe
Ayı/Boğa Piyasası Değil Kedi Piyasası
Bir kedinin gündelik hayatını gözlemleme imkanınız olduysa,
farketmişsinizdir, evini sizinle paylaşan kedi (çünkü o ev kedinin ve sahiplik
diye birşey varsa kedi sizin sahibiniz), sizi ve evdeki dip köşeyi, her gün
yeni bir merakla koklar. Uzmanlar bu durumun yeni bir şey keşfetme güdüsünden
kaynaklandığını söylüyorlar. Piyasa aktörlerinin hali de kedinin durumuna çok
benziyor. Piyasada her gün yeni bir hikaye aranıyor ama aslında yeni
diyebileceğimiz keşfimiz yok. Ev, evdeki eşyalar ve eve girip çıkanlar aynı.
Son küresel krizden sonra, piyasalarda hikayeyi merkez bankaları
yazdı. Merkez bankalarının yönlendirmesiyle piyasalar yön buldu.
Son günlerde bir yere gidemeyen görüntü sergilese de Alman DAX
endeksi 2009 yılı dibinden %360 oranında yükseldi, aynı dönemde SP500
endeksindeki yükseliş %200’ü aştı, yani hisse senetleri piyasası genel olarak
son 7 yılda gayet iyi performans gösterdi. Euro/Dolar paritesi 2014 Nisan’ında
1,40 seviyesine yakın bölgeden 1,05 seviyesine kadar düştü. Bugün euronun değer
kazanmasına müsaade etmeyen Avrupa Merkez Bankası politikaları ve dolara aşırı
değer kazanımını engelleyen Fed politikalarıyla parite 1,10 seviyesine sıkışmış
durumda. Altın 1900 dolardan 1050 dolara kadar indikten ve 1000 dolar seviyesi
altı konuşulurken, yine merkez bankaları imdada yetişti ve negatif faizin yeni
anormal olduğu dönemde altın dipten dönme fırsatı buldu.
Arada hisse senetleri piyasasında sert düşüşler olsa da genel
trend bozulmadı, altın 1280 dolara kadar yükseldikten sonra negatif faizin
marjinal faydasını azaltmış gibi görünüyor (altındaki yükseliş “ölü kedi
sıçraması” mıydı?). Euro/Dolar paritesi her Fed ve ECB toplantısı öncesinde
veya ABD tarım dışı istihdam verisi gibi makro datalarla kıpırdasa hala bir
yöne doğru kopmuş değil. Son durumda aynı bir kedi gibi, dip-köşeler veya
piyasaların dostu gibi görülen merkez bankaları koklanarak yeni bir hikaye
aranıyor.
Şimdilik yeni bir pozitif hikaye bulunmamış olabilir ama
hatırlamak gerek, son 7 yılda duymadığımız-okumadığımız felaket senaryosu
kalmadı. Fakat piyasalar önüne çıkan engellere takılmadı.
Yine aynı bir kedi gibi, zor zamanlarda dört ayak üstüne düşmeyi bildi.
Kötümserler haklı çıktı mı? Bazen-kısmen.
İyimserler kazandı
mı? Şimdilik / kesinlikle evet.
Kedilerdeki dokuz can meselesine gelince...
Bu noktada
“piyasaların kaç canı kaldı” sorusunun cevabını kötümserlerden bekliyoruz.
10 Mart 2016 Perşembe
DRAGHI VE GAZI KAÇAN GAZOZ TADI
Bugün Avrupa Merkez Bankası’nı
(ECB) ve Başkan Draghi’nin basın toplantısını piyasalar heyecanla bekleyecek.
Piyasaların beklentisi ECB’nin Euro Bölgesi’ne karşı yönelen tehditlere daha
fazla gevşeme ile karşılık vermesi. ECB’den diğer bir beklenti negatif faizde
daha aşağıya inilmesi.
ECB kendisine park eden paradan
%0,3 oranında ücret (negatif faiz) alıyor. Aralık ayındaki toplantıda
piyasaların beklentisi negatif faizin -0,4 seviyesine çekilmesiydi. Bu beklenti
gerçekleşmeyince yaşanan hayal kırıklığı bugün tekrarlanmayabilir. Draghi bugün
rahat. Gevşeme adımlarına itiraz eden Almanya, Mart ayı toplantısında 25 üye
içinde oy hakkı olmayan 4 üyeden biri konumunda.
Merkez bankaları sorunlu dünya
ekonomisine herkesi ikna edici çözümler bulmak zorundaymış gibi düşünülebilir.
Bu düşünceyi tetikleyen bizzat merkez bankaları olunca, her Fed veya ECB
toplantısında piyasaların dalgalanması normal.
Fed’in konut sektörü kaynaklı
görülen krize cevabı devasa parasal genişleme olmuştu. Bugün ECB aylık 60
milyar euroluk tahvil alımıyla aynı yoldan ilerlemeye çalışıyor. Ekonomik
krizle kırılgan hale gelen dünya için merkez bankalarının anormal tedbirlerine
ise bir yenisi eklendi; negatif faiz.
Bölge ekonomisini kurtarmak için
ne gerekiyorsa yapacağını söyleyen Draghi, negatif faiz uygulamasıyla olumlu
sonuçları amaçlarken başka bir noktadan sıkıştırılıyor. Negatif faiz uygulaması
bankacılık sektörünü hırpalıyor. Nitekim yakın geçmişte Avrupa banka
hisselerinde yaşanan sert düşüşlerde negatif faiz uygulamasının banka karlarını
eriteceği endişesinin büyük payı vardı.
Merkez bankalarınca bulunacak
ideal bir çözüm, her kesimi mutlu eden
kararlar dünyası zaten hiç olmadı, olmayacak. Piyasalar açısından bakarsak
artık merkez bankalarının daha fazla gevşemeci tavırları nihai faydasını
azaltıyor. Uzun bir dönem, özellikle ABD ekonomisi için, kötü ekonomik veriler
Fed tarafından sisteme daha fazla para verilmesi ile sonuçlanmış ve dolar ile
alınan ne varsa fiyatı yükselmişti. Şimdi parasal gevşeme üzerine negatif faize
geçilmesi, piyasa aktörlerini daha riskli varlıklara yöneltiyor. Bir merkez
bankası bankalara “bana para getirmeyin, getirirseniz paranızdan %0,3 kesinti
yapar size öyle iade ederim” derse, sistemi kredi vermeye zorlar ama sistem
kredi verme koşullarını uygun görmezse, paranın gideceği yer spekülatif alanlar
olacaktır.
Başka bir sorun daha var.
Merkez bankalarının zor
koşullardaki anormal tedbirleri artık piyasa aktörlerini zorluyor. Normal
koşullarda ekonominin gidişatına dair öncü sinyaller veren hisse senedi,
tahvil-bono piyasaları artık sinyal değil gürültü üretiyor. Piyasaların tepkisi
artık daha az anlaşılır durumda. Hatta piyasalar merkez bankaları tarafından
“bizi yanlış anlıyorsunuz” şeklinde suçlanabiliyor. Çarpık para politikaları
yatırımcıları temel yaklaşımlardan uzaklaştırıp bir uçtan diğer bir uca
savuruyor. Hesaplar silinme ihtimaline karşın kurşun kalemle yapılıyor.
Bugün ECB toplantısı ile
piyasalar kısa vadede istediğini alabilir ancak artık reel ekonomi için iyi
olmayanın piyasa için iyi olmadığı eski normal reflekse doğru adım adım
ilerleyen piyasalar, kırılgan ancak umutlu halini koruyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





